Ana Sayfa Hakkımızda Çalışma Alanları Blog SSS Hesaplama İletişim Randevu Al →
Sıkça sorulan sorular
Sıkça Sorulan Sorular

Merak ettiğiniz
her soruya net cevap.

Avukatlık ücretleri, dava süreleri, arabuluculuk, 2026 kıdem tazminatı tavanı ve çalışma prensiplerimiz hakkında en çok sorulan sorular.

Boşanma kararı verildikten sonra en çok merak edilen konuların başında davanın nasıl açılacağı ve sürecin ne kadar süreceği gelir. Türkiye’de boşanma davaları temel olarak anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma olmak üzere iki şekilde yürütülür. Hangi yolun izleneceği; eşlerin boşanma, velayet, nafaka ve diğer konularda anlaşma sağlayıp sağlayamadığına göre değişir.

Boşanma Davası Nerede ve Nasıl Açılır?

Boşanma davası, görevli ve yetkili Aile Mahkemesine sunulacak dava dilekçesi ile açılır. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde davaya Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla bakar.

Dava; eşlerden birinin yerleşim yerindeki veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte yaşadıkları yerdeki mahkemede açılabilir.

Boşanma dilekçesinde yalnızca “boşanmak istiyorum” denilmesi çoğu zaman yeterli değildir. Özellikle çekişmeli boşanmalarda, evlilik birliğinin sona ermesine neden olan olayların açık ve kronolojik şekilde anlatılması, taleplerin doğru belirlenmesi ve dayanılacak delillerin usulüne uygun şekilde sunulması önem taşır.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Evlilik en az bir yıl sürmüşse ve eşler boşanmanın sonuçları konusunda anlaşabiliyorsa anlaşmalı boşanma yoluna başvurulabilir.

Tarafların; boşanma, çocukların velayeti, çocukla kişisel ilişki, nafaka, maddi ve manevi tazminat ile varsa diğer mali konulardaki iradelerini açıkça ortaya koyan bir anlaşmalı boşanma protokolü hazırlaması gerekir.

Anlaşmalı boşanmanın önemli bir özelliği de eşlerin duruşmaya bizzat katılmasıdır. Hâkim tarafları dinleyerek boşanma iradelerinin özgürce açıklanıp açıklanmadığını değerlendirir.

Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma, çekişmeli boşanmaya göre çok daha kısa sürede sonuçlanabilir. Mahkemenin iş yoğunluğuna ve duruşma günü verilmesine bağlı olarak süreç çoğu zaman birkaç hafta ile birkaç ay içerisinde tamamlanabilir.

Ancak duruşmada boşanma kararı verilmesi ile kararın kesinleşmesi aynı şey değildir. Boşanmanın nüfus kayıtlarına işlenebilmesi için kararın kesinleşmesi gerekir.

Çekişmeli Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Eşler boşanma konusunda anlaşamıyorsa veya boşanmayı kabul etmelerine rağmen velayet, nafaka, tazminat, kusur ya da diğer konularda uyuşmazlık bulunuyorsa çekişmeli boşanma davası gündeme gelir.

Çekişmeli boşanma davalarında tarafların ileri sürdükleri olaylar ve bunları ispatlamak amacıyla sundukları deliller önem taşır. Somut olayın özelliklerine göre tanık anlatımları, mesajlar, yazışmalar, banka kayıtları, fotoğraflar, sosyal medya içerikleri, kolluk tutanakları, hastane kayıtları ve benzeri hukuka uygun deliller kullanılabilir. Mahkeme tarafların iddia ve savunmalarını değerlendirir, delilleri toplar ve gerektiğinde tanıkları dinler. Çocuk bulunması halinde velayetin belirlenmesi amacıyla sosyal inceleme yapılması da söz konusu olabilir.

Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Çekişmeli boşanma davalarında kesin bir süre vermek mümkün değildir. Davanın kapsamı, dinlenecek tanık sayısı, toplanacak deliller, bilirkişi veya sosyal inceleme gerekip gerekmediği ve mahkemenin iş yoğunluğu süreyi doğrudan etkiler.

Uygulamada çekişmeli boşanma davalarının ilk derece mahkemesinde sonuçlanması yaklaşık 1-2 yıl sürebilir. Dosyanın istinafa ve şartları bulunması halinde temyize taşınması durumunda kararın kesinleşmesi daha uzun sürebilir.

Boşanma Davasında Nafaka, Velayet ve Tazminat İstenebilir mi?

Evet. Boşanma davasıyla birlikte somut olayın koşullarına göre tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, çocukların velayeti ile maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunulabilir.

Özellikle çocuk bulunan evliliklerde mahkeme açısından temel değerlendirme çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenle velayet konusunda yalnızca eşlerin birbirlerine yönelik iddiaları değil, çocuğun yaşam koşulları ve gelişimi bakımından hangi düzenlemenin daha uygun olduğu değerlendirilir.

Boşanma Davasında Avukat Zorunlu mudur?

Boşanma davasının avukat aracılığıyla açılması zorunlu değildir. Kişi kendi adına dava açabilir ve süreci takip edebilir.

Bununla birlikte boşanma davası yalnızca evliliğin sona ermesinden ibaret olmayabilir. Velayet, nafaka, tazminat, malvarlığı ve diğer hukuki sonuçlar bakımından uzun vadeli etkiler ortaya çıkabilir. Özellikle çekişmeli boşanmalarda dava dilekçesinin hazırlanması, delillerin belirlenmesi ve taleplerin doğru şekilde ileri sürülmesi sürecin önemli aşamalarındandır.

Boşanma Davası Açmadan Önce Nelere Dikkat Edilmelidir?

Boşanma kararı alındığında ilk yapılması gerekenlerden biri, somut olayın hukuki açıdan değerlendirilmesidir. Hangi boşanma sebebine dayanılacağı, hangi delillerin kullanılabileceği, çocukların durumu, nafaka ve tazminat talepleri her dosyada farklılık gösterebilir.

Bu nedenle internet üzerinde yer alan genel bilgilerden hareketle standart bir boşanma dilekçesi kullanmak yerine, sürecin kişisel durum ve evlilik içerisinde yaşanan olaylar dikkate alınarak planlanması hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından önemlidir.

Elzey Hukuk – Boşanma ve Aile Hukuku

Elzey Hukuk, boşanma ve aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda; anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat ile boşanmaya bağlı diğer hukuki süreçlerde danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

Boşanma sürecinizin hukuki açıdan değerlendirilmesi ve izlenebilecek yolun belirlenmesi için Elzey Hukuk ile iletişime geçerek randevu oluşturabilirsiniz.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her boşanma dosyasının koşulları farklı olduğundan, somut olay bakımından ayrıca hukuki değerlendirme yapılması gerekir.

Evet. Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinde düzenlenen bu süre, anlaşmalı boşanmanın yasal şartlarından biridir. Eşlerin her ikisi de boşanmak istese ve boşanmanın tüm sonuçlarında anlaşmış olsa dahi, evlilik henüz bir yılını doldurmamışsa anlaşmalı boşanma hükümlerine göre karar verilemez. Anayasa Mahkemesi de bir yıllık süre şartını Anayasa’ya aykırı bulmamıştır.

1 Yıl Dolmadan Boşanmak Mümkün mü?

Evet. Burada sıkça karıştırılan nokta, 1 yıllık sürenin boşanabilmek için değil, anlaşmalı boşanabilmek için aranmasıdır.

Evlilik bir yılını doldurmamışsa eşlerin boşanma davası açması yasak değildir. Şartları mevcutsa Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen diğer boşanma sebeplerine dayanılarak dava açılabilir. Ancak bu durumda dava, TMK 166/3 kapsamında klasik anlamda anlaşmalı boşanma davası olarak sonuçlandırılamaz.

Anlaşmalı Boşanma Süreci Nasıl İşler?

Anlaşmalı boşanmada yalnızca “ikimiz de boşanmak istiyoruz” demek yeterli değildir. Eşlerin boşanmanın sonuçları konusunda da anlaşması gerekir.

Bu nedenle uygulamada öncelikle bir anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanır. Protokolde somut duruma göre nafaka, velayet, çocukla kişisel ilişki, maddi ve manevi tazminat ile tarafların üzerinde anlaştığı diğer hususlar açıkça düzenlenir.

Ardından boşanma dilekçesi ve protokol Aile Mahkemesine sunularak dava açılır. Duruşmada her iki eşin de hâkim tarafından bizzat dinlenmesi gerekir. Hâkim, tarafların boşanma iradelerini özgürce açıkladıklarına kanaat getirir ve hazırlanan protokolü uygun bulursa boşanmaya karar verebilir. Hâkim, özellikle çocukların menfaatini gözeterek protokolde değişiklik yapılmasını da isteyebilir. Bu değişikliğin taraflarca kabul edilmesi hâlinde boşanma kararı verilir.

Anlaşmalı Boşanma Tek Celsede Biter mi?

Gerekli şartların sağlanması, protokolün hukuka uygun hazırlanması ve tarafların duruşmada anlaşmalarını sürdürmeleri hâlinde anlaşmalı boşanma davası çoğunlukla tek celsede sonuçlanabilir.

Ancak “tek celsede boşanma” ile boşanmanın aynı gün kesinleşmesi birbirinden farklıdır. Mahkemenin boşanmaya karar vermesinin ardından gerekçeli karar ve kesinleşme işlemlerinin de tamamlanması gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Neden Önemlidir?

Anlaşmalı boşanma hızlı bir süreç olsa da protokolde kullanılan birkaç cümle dahi ileride önemli sonuçlar doğurabilir. Özellikle nafaka, velayet, tazminat ve malvarlığına ilişkin düzenlemelerin açık ve tarafların gerçek iradesini yansıtacak şekilde hazırlanması önemlidir.

Bu nedenle anlaşmalı boşanmanın yalnızca hızlı sonuçlanmasına değil, boşanma sonrasında tarafların karşılaşabileceği hukuki sonuçların da doğru şekilde düzenlenmesine dikkat edilmelidir.

Elzey Hukuk, anlaşmalı boşanma sürecinde boşanma protokolünün hazırlanması, dava dilekçesinin düzenlenmesi ve boşanma davasının takibi konusunda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her boşanma sürecinin koşulları farklı olduğundan somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Boşanırken malların nasıl paylaşılacağı konusunda en sık duyulan cümle, “Evlilikte alınan her şey yarı yarıya bölünür.” oluyor. Ancak boşanmada mal paylaşımı tam olarak bu şekilde yapılmaz.

Eşler başka bir mal rejimi seçmemişse, 1 Ocak 2002’den sonra yapılan evliliklerde kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Bu sistemde önce hangi malların evlilik içinde edinildiğine, hangilerinin kişisel mal olduğuna bakılır. Ardından borçlar ve diğer hesap kalemleri dikkate alınarak eşlerin alacakları belirlenir.

Evlilikte Alınan Ev veya Araba Paylaşılır mı?

Evlilik devam ederken maaş, çalışma geliri veya benzeri kazançlarla alınan ev ve araçlar kural olarak edinilmiş mal sayılır.

Burada malın kimin adına kayıtlı olduğu tek başına belirleyici değildir. Örneğin evlilik sırasında alınan bir ev yalnızca eşlerden birinin adına tapuda kayıtlı olabilir. Bu durum, diğer eşin mal paylaşımından kaynaklanan bir hakkı olmadığı anlamına gelmez.

Asıl bakılması gereken, malın ne zaman ve hangi kaynakla alındığıdır.

Boşanmada Her Şey Yarı Yarıya mı Paylaşılır?

Hayır. Öncelikle kişisel mallar ile edinilmiş mallar birbirinden ayrılır.

Edinilmiş malların değerinden bu mallara ilişkin borçlar ve kanunen dikkate alınması gereken diğer kalemler çıkarılarak artık değer hesaplanır. Kural olarak eşlerden her biri, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur.

Bu nedenle mal paylaşımı çoğu zaman “evin yarısı senin, yarısı benim” şeklinde gerçekleşmez. Sonuçta taraflardan biri lehine katılma alacağı ortaya çıkabilir.

Evlilikten Önce Alınan Ev Ne Olur?

Evlilikten önce alınan bir ev kural olarak o eşin kişisel malıdır ve doğrudan paylaşıma girmez.

Ancak evin evlilikten önce alınmış olması her durumda hesabı bitirmez. Örneğin konut kredisi evlenmeden önce çekilmiş ancak taksitlerin önemli bir kısmı evlilik sırasında ödenmiş olabilir. Böyle bir durumda evlilik dönemindeki ödemelerin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Miras Kalan Mallar Paylaşılır mı?

Eşlerden birine miras kalan mal, evlilik sırasında miras kalmış olsa bile kural olarak kişisel maldır.

Örneğin evlilik devam ederken babasından bir daire miras kalan eş, sırf evli olduğu için bu dairenin yarısını diğer eşe vermek zorunda değildir. Bağış yoluyla edinilen mallarda da benzer şekilde kişisel mal hükümleri gündeme gelir.

Ancak kişisel maldan elde edilen gelirler veya bu mala evlilik içinde yapılan katkılar ayrıca değerlendirme konusu olabilir.

Boşanmadan Önce Mal Başkasına Devredilmişse?

Bir eşin boşanmadan kısa süre önce evi veya arabayı bir yakınına devretmesi, o malın mutlaka paylaşım hesabının dışında kalacağı anlamına gelmez.

Özellikle diğer eşin mal rejiminden doğan alacağını azaltmak amacıyla yapılan bazı devirler tasfiye sırasında dikkate alınabilir. Böyle durumlarda devrin tarihi, satış bedeli, paranın gerçekten ödenip ödenmediği ve malın kime devredildiği önem kazanır.

Mal Paylaşımı Hesabında Neye Bakılır?

Her boşanma dosyasının hesabı farklıdır. Bir malın tapuda kimin adına kayıtlı olduğundan önce ne zaman alındığı, parasının nereden geldiği, kredi kullanılıp kullanılmadığı, kredi ödemelerinin hangi dönemde yapıldığı, miras veya bağış bulunup bulunmadığı ve eşlerin mala yaptığı katkılar incelenmelidir.

Bu nedenle boşanmada mal paylaşımı, mevcut malların değerini toplayıp ikiye bölmekten ibaret değildir.

Elzey Hukuk olarak boşanma ve mal paylaşımı süreçlerinde; edinilmiş ve kişisel malların belirlenmesi, katılma alacağı ve değer artış payının hesaplanması, taşınmaz ve diğer malvarlıklarının değerlendirilmesi ile boşanma öncesinde yapılan mal devirlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda hukuki destek sunuyoruz.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Mal paylaşımının nasıl yapılacağı, evliliğin ve malvarlığının özelliklerine göre değişebilir.

Boşanma sürecinde “nafaka” denildiğinde aslında tek bir nafakadan söz etmiyoruz. Nafakanın kim için, hangi dönemde ve hangi amaçla istendiğine göre türü değişiyor.

Boşanma davalarında en sık karşılaşılan nafaka türleri; tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakasıdır.

Tedbir Nafakası Nedir?

Tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken eşin veya çocukların ekonomik olarak zor durumda kalmasını önlemek amacıyla gündeme gelir.

Örneğin eşlerden biri çalışmıyorsa veya çocukların bütün giderlerini tek başına karşılamak durumunda kalmışsa, mahkemeden dava süresince nafaka talep edilebilir.

Burada amaç, boşanma davasının sonuçlanmasını beklemeden eşin ve çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamaktır.

Yoksulluk Nafakası Kimlere Verilir?

Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşin diğer eşten talep edebileceği nafakadır.

Ancak her boşanan eşin yoksulluk nafakası alacağı şeklinde bir kural yoktur. Nafaka isteyen eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması ve kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir.

Burada sık karşılaştığımız bir yanlış anlaşılma da nafakanın yalnızca kadınlara verildiğinin düşünülmesidir. Kanunda böyle bir ayrım bulunmaz. Şartları oluşmuşsa kadın da erkek de yoksulluk nafakası talep edebilir.

Çalışıyor olmak da her durumda nafaka alınamayacağı anlamına gelmez. Kişinin elde ettiği gelir ve bu gelirin yaşamını sürdürmeye yeterli olup olmadığı ayrıca değerlendirilir.

İştirak Nafakası Nedir?

İştirak nafakası doğrudan çocukla ilgilidir.

Boşanma sonrasında çocuğun velayeti anne veya babadan birine verildiğinde, diğer ebeveyn çocuğun bakım, eğitim ve diğer giderlerine ekonomik gücü oranında katılmak zorundadır. Bu amaçla ödenen nafakaya iştirak nafakası denir.

Nafakanın miktarı belirlenirken yalnızca anne veya babanın maaşına bakılmaz. Çocuğun yaşı, eğitimi, sağlık giderleri, günlük ihtiyaçları ve anne-babanın ekonomik koşulları birlikte değerlendirilir.

Nafaka Ne Kadar Olur?

“Nafaka maaşın yüzde kaçı olur?” veya “Bu maaşa ne kadar nafaka çıkar?” sorularının herkese uygulanabilecek tek bir cevabı yoktur.

Kanunda nafakanın maaşın belirli bir yüzdesi olacağına ilişkin sabit bir oran bulunmaz. Mahkeme tarafların ekonomik durumuna, gelirlerine, giderlerine ve çocuk varsa çocuğun ihtiyaçlarına göre bir değerlendirme yapar.

Bu nedenle benzer gelire sahip iki kişinin ödediği nafaka miktarı bile farklı olabilir.

Nafaka Ödenmezse Ne Olur?

Mahkemenin hükmettiği nafaka zamanında ödenmezse, nafaka alacağı için icra takibi başlatılabilir. Şartları varsa borçlunun maaşına veya malvarlığına yönelik haciz işlemleri yapılabilir.

Nafaka kararının yerine getirilmemesi durumunda ayrıca, kanundaki şartların oluşması halinde tazyik hapsi gündeme gelebilir.

Dolayısıyla nafakanın ödenmemesinin yalnızca bir borç birikmesinden ibaret olduğu düşünülmemelidir.

Nafaka Sonradan Artırılabilir mi?

Evet. Özellikle çocukların ihtiyaçları yıllar içerisinde değişebilir. Eğitim, sağlık ve günlük yaşam giderlerinin artması veya ekonomik koşulların değişmesi nedeniyle daha önce belirlenen nafaka zamanla yetersiz kalabilir.

Bu durumda nafaka artırım davası açılabilir.

Aynı şekilde nafaka ödeyen kişinin ekonomik durumunda önemli bir değişiklik meydana gelmişse, şartları varsa nafakanın azaltılması da talep edilebilir.

Ancak gelir düştüğü için nafakayı kendiliğinden azaltmak doğru değildir. Mevcut mahkeme kararı değiştirilmediği sürece belirlenen nafaka tutarı geçerliliğini korur.

Nafaka Ne Zaman Sona Erer?

Bu sorunun cevabı nafakanın türüne göre değişir.

Örneğin iştirak nafakası kural olarak çocuğun 18 yaşını doldurmasıyla sona erer. Çocuk eğitimine devam ediyorsa şartları varsa ergin olduktan sonra ayrıca yardım nafakası talep edebilir.

Yoksulluk nafakasında ise nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi gibi durumlarda nafaka sona erebilir. Tarafların ekonomik koşullarının değişmesi gibi bazı durumlarda ise nafakanın kaldırılması için mahkemeye başvurulması gerekebilir.

Bu nedenle “Nafaka kaç yıl ödenir?” sorusunun da herkes için geçerli tek bir cevabı bulunmamaktadır.

Nafakanın türü ve miktarı belirlenirken tarafların gelirlerinden çocukların ihtiyaçlarına kadar birçok unsur birlikte değerlendirilir. Bu nedenle başka bir boşanma davasında verilen nafaka miktarı, sizin davanız açısından doğrudan ölçü olmayabilir.

Elzey Hukuk, boşanma ve aile hukuku kapsamında nafaka talepleri, nafaka artırma ve azaltma davaları ile ödenmeyen nafakaların tahsiline ilişkin hukuki süreçlerde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Nafakaya ilişkin değerlendirme, her olayın kendi koşullarına göre yapılmalıdır.

Boşanma sürecinde anne ve babaların en çok merak ettiği konulardan biri, çocuğun velayetinin kimde kalacağıdır. Velayet konusunda “çocuk her zaman anneye verilir” ya da “maddi durumu daha iyi olan taraf velayeti alır” şeklinde kesin kurallar yoktur.

Mahkeme için asıl önemli olan, çocuk için hangi seçeneğin daha iyi olduğudur.

Velayet Kararı Verilirken Nelere Bakılır?

Mahkeme velayeti belirlerken yalnızca anne ve babanın maddi durumuna bakmaz. Çocuğun yaşı, anne ve babasıyla olan ilişkisi, okul ve yaşam düzeni, bakımını bugüne kadar ağırlıklı olarak kimin üstlendiği ve bundan sonra nasıl bir ortamda yaşayacağı birlikte değerlendirilir.

Örneğin bir ebeveynin gelirinin daha yüksek olması önemli olabilir ancak tek başına velayeti almak için yeterli değildir. Çocuğun düzenli, güvenli ve sağlıklı bir ortamda büyümesi daha önemlidir.

Çocuk Kaç Yaşında Anneye veya Babaya Verilir?

Kanunda “şu yaşın altındaki çocuk anneye, üzerindeki çocuk babaya verilir” şeklinde bir kural bulunmaz.

Küçük çocuklarda bakım ihtiyacı doğal olarak daha fazla önem taşır. Çocuk büyüdükçe okul hayatı, sosyal çevresi, mevcut yaşam düzeni ve anne-babayla kurduğu ilişki gibi başka unsurlar da değerlendirmede daha belirgin hale gelebilir.

Bu nedenle velayet konusunda yalnızca çocuğun yaşına bakılarak sonuç söylemek doğru değildir.

Çocuk Kiminle Yaşamak İstediğini Söyleyebilir mi?

Çocuğun yaşı ve gelişimi kendi görüşünü ifade etmeye uygunsa, mahkeme çocuğun düşüncesini de dikkate alabilir.

Ancak çocuğun “annemle yaşamak istiyorum” veya “babamla kalmak istiyorum” demesi tek başına sonucu belirlemez. Mahkeme bu isteğin nedenini ve çocuğun yararına olup olmadığını da değerlendirir.

Gerekli görüldüğünde uzmanlar tarafından aile ve çocukla görüşme yapılarak sosyal inceleme raporu hazırlanabilir.

Velayeti Alamayan Taraf Çocuğunu Görebilir mi?

Velayetin anne veya babadan birine verilmesi, diğer ebeveynin çocukla bağının sona erdiği anlamına gelmez.

Mahkeme, velayeti kendisine verilmeyen ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verir. Görüşme günleri ve süreleri belirlenirken çocuğun okul hayatı, yaşı ve günlük düzeni dikkate alınır.

Velayet Sonradan Değiştirilebilir mi?

Evet. Velayetin boşanma sırasında anneye veya babaya verilmiş olması, bu kararın hiçbir zaman değişmeyeceği anlamına gelmez.

Çocuğun veya anne-babanın yaşamında önemli değişiklikler meydana gelmiş ve mevcut durum artık çocuğun yararına değilse velayetin değiştirilmesi davası açılabilir.

Örneğin velayet sahibi anne veya babanın çocuğun bakımını ciddi şekilde ihmal etmesi, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarıyla ilgilenmemesi veya çocuğun yaşam koşullarının olumsuz şekilde değişmesi velayet açısından önem taşıyabilir.

Diğer ebeveynle görüşmenin sürekli ve haklı bir neden olmadan engellenmesi de somut olayın koşullarına göre mahkeme tarafından değerlendirilebilir.

Ancak anne ve baba arasındaki her tartışma veya anlaşmazlık velayetin değiştirilmesi için yeterli değildir.

Velayet Değiştirme Davasında Nelerin İspatlanması Gerekir?

Velayetin değiştirilmesini isteyen tarafın yalnızca “çocuğa ben daha iyi bakarım” demesi yeterli olmaz.

Önceki velayet kararından sonra ne değiştiğinin ve mevcut velayet düzeninin neden artık çocuk açısından uygun olmadığının ortaya konulması gerekir.

Olayın niteliğine göre okul kayıtları, sağlık kayıtları, tanıklar ve diğer hukuka uygun deliller kullanılabilir. Mahkeme ayrıca sosyal inceleme yaptırabilir ve şartları uygunsa çocuğun görüşünü de değerlendirebilir.

Yeniden Evlenmek Velayetin Değişmesine Neden Olur mu?

Anne veya babanın yeniden evlenmesi tek başına velayetin değiştirilmesi için yeterli değildir.

Burada da önemli olan yeni evliliğin çocuk üzerindeki etkisidir. Yeni yaşam düzeni çocuğun güvenliğini, gelişimini veya huzurunu olumsuz etkiliyorsa durum farklı değerlendirilebilir.

Kısacası velayet davalarında mesele, hangi ebeveynin daha haklı olduğu değil, çocuk için hangi düzenin daha doğru olduğudur.

Bu nedenle velayet veya velayetin değiştirilmesi konusunda değerlendirme yapılırken anne ve baba arasındaki sorunlardan çok, yaşananların çocuk üzerindeki etkisine odaklanmak gerekir.

Elzey Hukuk, boşanma ve aile hukuku kapsamında velayet ve velayetin değiştirilmesi davaları, çocukla kişisel ilişki kurulması ve iştirak nafakasına ilişkin süreçlerde hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Velayet konusunda her çocuğun ve ailenin koşulları farklı olduğundan somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

İşten ayrılan herkes kıdem ve ihbar tazminatı alamaz. Burada en önemli konu, işten kimin ayrıldığı ve iş sözleşmesinin neden sona erdiğidir.

Bu nedenle “Kaç yıldır çalışıyorum?” sorusu kadar, “İşten neden ve nasıl ayrıldım?” sorusunun cevabı da önemlidir.

Kıdem Tazminatını Kimler Alabilir?

Kıdem tazminatı için kural olarak aynı işverene bağlı en az 1 yıl çalışmış olmak gerekir. Ancak bir yılı doldurmuş olmak tek başına kıdem tazminatı almak için yeterli değildir.

İşveren işçiyi kıdem tazminatını ortadan kaldıracak haklı bir neden olmadan işten çıkarmışsa işçi kıdem tazminatına hak kazanabilir.

İşçinin kendisinin ayrıldığı durumlarda ise ayrılma nedeni önemlidir. Örneğin ücretlerin ödenmemesi veya sürekli geç ödenmesi, fazla mesai ücretlerinin verilmemesi ya da SGK primlerinin gerçek ücret üzerinden bildirilmemesi gibi durumlar şartları varsa işçiye haklı nedenle fesih imkânı verebilir.

Bunun dışında emeklilik, askerlik ve kadın işçinin evlendikten sonra kanunda belirtilen süre içinde işten ayrılması gibi bazı özel durumlarda da kıdem tazminatı gündeme gelebilir.

İstifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi?

Bu konuda en sık duyduğumuz cümlelerden biri “İstifa ettiysen tazminat alamazsın.” Ancak bu her durumda doğru değildir.

İşçi hiçbir haklı nedeni olmadan kendi isteğiyle işten ayrılıyorsa kural olarak kıdem tazminatı alamaz. Fakat işyerindeki bir hukuka aykırılık nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle sona erdiriyorsa durum farklıdır.

Aynı şekilde SGK işten çıkış kodunun “istifa” olarak bildirilmiş olması da tek başına belirleyici değildir. Uyuşmazlık halinde işten ayrılmanın gerçekte nasıl gerçekleştiğine bakılır.

Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

Kıdem tazminatı hesabında, işçinin çalıştığı her tam yıl için 30 günlük giydirilmiş brüt ücreti esas alınır. Tam yılı aşan süreler de hesaplamaya dahil edilir.

Buradaki önemli nokta “giydirilmiş ücret”tir.

İşçiye düzenli olarak sağlanan yemek, yol veya benzeri para ile ölçülebilen menfaatlerin bazıları şartları varsa maaşa eklenerek kıdem tazminatı hesabına dahil edilir.

Bu nedenle kıdem tazminatını yalnızca işçinin eline geçen net maaş üzerinden hesaplamak doğru değildir.

Ayrıca kıdem tazminatı bakımından devlet tarafından belirlenen bir kıdem tazminatı tavanı vardır. İşçinin ücreti bu tutarın üzerindeyse hesaplamada tavan dikkate alınır.

İhbar Tazminatı Nedir?

İhbar tazminatı biraz farklıdır.

Belirsiz süreli iş sözleşmesi sona erdirilirken tarafların kanunda belirtilen süre kadar önceden birbirlerine bildirimde bulunması gerekir.

İşveren, haklı bir neden olmadan işçiye “Bugün son günün” diyerek iş sözleşmesini hemen sona erdiriyorsa ve ihbar süresini kullandırmıyorsa, şartları varsa ihbar tazminatı ödemesi gerekir.

İhbar süreleri çalışma süresine göre değişir:

  • 6 aydan az çalışanlar için 2 hafta
  • 6 ay ile 1,5 yıl arasında çalışanlar için 4 hafta
  • 1,5 yıl ile 3 yıl arasında çalışanlar için 6 hafta
  • 3 yıldan fazla çalışanlar için 8 hafta

İhbar tazminatı da bu süreler ve işçinin giydirilmiş brüt ücreti dikkate alınarak hesaplanır.

Hem Kıdem Hem İhbar Tazminatı Alınabilir mi?

Şartları varsa evet.

Örneğin işçi üç yıldır aynı işyerinde çalışıyorsa ve işveren tarafından haklı bir neden olmadan, ihbar süresi de verilmeden işten çıkarılmışsa hem kıdem hem de ihbar tazminatı talep edebilir.

Ancak işçinin haklı nedenle kendisinin ayrıldığı durumda önemli bir fark vardır. İşçi şartları varsa kıdem tazminatı alabilir fakat kural olarak ihbar tazminatı talep edemez.

Maaşın Bir Kısmı Elden Ödeniyorsa Ne Olur?

Özellikle tazminat hesabında bu konu önemlidir.

Örneğin işçinin gerçek maaşı 50.000 TL olmasına rağmen SGK'ya asgari ücret üzerinden bildirim yapılıyor ve ücretin kalan kısmı elden ödeniyorsa, tazminatın mutlaka SGK'da görünen ücret üzerinden hesaplanması gerekmez.

Esas olan işçinin gerçekte aldığı ücrettir.

Elbette işveren gerçek ücreti kabul etmiyorsa bu ücretin ispatlanması gerekir. Banka hareketleri, işyeri kayıtları, emsal ücret araştırmaları ve tanık anlatımları gibi deliller somut olayın durumuna göre kullanılabilir.

Tazminat Hesaplarken Sadece Maaşa Bakmak Yeterli mi?

Hayır. İnternetteki tazminat hesaplama araçlarında yalnızca maaş ve çalışma süresini girerek yaklaşık bir rakam bulmak mümkün olsa da gerçek hesaplama bundan daha kapsamlı olabilir.

İşe giriş ve çıkış tarihleri, işten ayrılma nedeni, gerçek ücret, düzenli yan haklar ve kıdem tazminatı tavanı birlikte değerlendirilmelidir.

Ayrıca işçinin fazla mesai, kullanılmayan yıllık izin, ödenmeyen ücret, hafta tatili veya ulusal bayram ve genel tatil alacakları varsa bunlar kıdem ve ihbar tazminatından ayrı olarak gündeme gelebilir.

Bu nedenle işten ayrılırken yalnızca “Ne kadar kıdem tazminatı alırım?” sorusuna değil, işçinin ödenmemiş başka hangi haklarının bulunduğuna da bakmak gerekir.

Elzey Hukuk, işçi ve işveren uyuşmazlıklarında kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacaklarının hesaplanması ve tahsiline ilişkin hukuki süreçlerde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tazminata hak kazanılıp kazanılmayacağı ve tazminat miktarı, çalışma koşullarına ve iş sözleşmesinin sona erme şekline göre değişebilir.

Genel kural, kendi isteğiyle işten ayrılan işçinin kıdem tazminatı alamamasıdır. Ancak “İstifa eden işçi hiçbir durumda kıdem tazminatı alamaz” demek doğru değildir.

Burada asıl önemli olan, işçinin neden işten ayrıldığıdır.

Haklı Bir Nedeni Varsa Kıdem Tazminatı Alabilir

İşçi bazen kendi isteğiyle değil, işyerinde yaşanan sorunlar nedeniyle ayrılmak zorunda kalabilir. İş Kanunu kapsamında haklı bir neden varsa işçi sözleşmesini kendisi sona erdirmiş olsa bile, diğer şartları da taşıyorsa kıdem tazminatı talep edebilir.

Örneğin;

  • Maaşın ödenmemesi veya sürekli geç ödenmesi,
  • Ücretin bir kısmının elden verilmesi ve SGK primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmaması,
  • Hak kazanıldığı halde fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi,
  • İşçiye karşı hakaret, tehdit veya benzeri davranışlarda bulunulması,
  • Çalışma koşullarının hukuka aykırı şekilde ağırlaştırılması

somut olayın durumuna göre haklı fesih nedeni olabilir.

Ancak her işyeri problemi haklı fesih anlamına gelmez. Yaşanan olayın kanundaki haklı fesih nedenlerinden birine girip girmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

SGK Çıkış Kodu “İstifa” Olarak Gösterilmişse Ne Olur?

İşverenin SGK'ya işten çıkışı “istifa” olarak bildirmesi, işçinin kıdem tazminatı hakkını tek başına ortadan kaldırmaz.

Önemli olan iş sözleşmesinin gerçekte nasıl sona erdiğidir.

Örneğin işçi işveren tarafından çıkarılmış ancak SGK'ya istifa etmiş gibi bildirilmiş olabilir. Ya da işçi ücretleri ödenmediği için haklı nedenle ayrılmış olmasına rağmen çıkışı normal istifa olarak gösterilmiş olabilir.

Böyle bir uyuşmazlıkta olayın gerçek şekli ve tarafların delilleri değerlendirilir.

İstifa Dilekçesi İmzaladıysam Kıdem Tazminatı Alamaz mıyım?

İmzalanmış bir istifa dilekçesi elbette önemlidir. Ancak tek başına her durumda işçinin haklarını ortadan kaldırdığı söylenemez.

İstifa dilekçesinin hangi şartlarda imzalandığı, işçinin gerçekten istifa etmek isteyip istemediği ve dilekçede belirtilen nedenin yaşananlarla uyumlu olup olmadığı önemlidir.

Özellikle işçiye baskıyla istifa dilekçesi imzalatıldığı veya işe girerken boş istifa belgesi alındığı iddia ediliyorsa durum ayrıca değerlendirilir.

Evlilik, Askerlik veya Emeklilik Nedeniyle Ayrılınca Kıdem Alınır mı?

Bazı durumlarda işçi haklı fesih yapmasa bile kendi isteğiyle ayrılarak kıdem tazminatı alabilir.

Kadın işçi, evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik nedeniyle işten ayrılırsa gerekli diğer şartlarla birlikte kıdem tazminatına hak kazanabilir.

Muvazzaf askerlik nedeniyle işten ayrılan işçi de şartları varsa kıdem tazminatı alabilir.

Emeklilik veya kanunda aranan emeklilik koşullarının sağlanması nedeniyle işten ayrılmalarda da kıdem tazminatı hakkı doğabilir.

Haklı Nedenle İstifa Eden İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?

Genellikle hayır.

İşçi, işverenin davranışları nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle kendisi sona erdiriyorsa şartları varsa kıdem tazminatını alabilir, ancak kural olarak ihbar tazminatı alamaz.

Kıdem ve ihbar tazminatı bu noktada birbirinden farklı değerlendirilmelidir.

İşten Ayrılmadan Önce Fesih Nedeni Önemli

Haklı nedenle işten ayrılmayı düşünen bir işçinin en çok dikkat etmesi gereken konu, fesih nedenini doğru şekilde ortaya koymaktır.

Örneğin aylarca fazla mesai ücreti ödenmeyen bir işçinin hiçbir açıklama yapmadan “kendi isteğimle ayrılıyorum” şeklinde bir dilekçe vermesi, daha sonra yaşanabilecek uyuşmazlıkta gereksiz bir ispat sorununa yol açabilir.

Bu nedenle özellikle maaş ödenmemesi, fazla mesai alacağı, sigorta primlerinin eksik yatırılması veya işyerinde ciddi sorunlar yaşanması nedeniyle istifa etmeyi düşünen işçilerin, işten ayrılmadan önce haklarını ve fesih şeklini değerlendirmesinde fayda vardır.

Kısacası, istifa etmek her zaman kıdem tazminatından vazgeçmek anlamına gelmez. İşçinin neden ayrıldığı ve bu nedeni gerektiğinde nasıl ispatlayabileceği belirleyicidir.

Elzey Hukuk, iş hukuku kapsamında haklı nedenle fesih, kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret, fazla mesai ve diğer işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kıdem tazminatına hak kazanılıp kazanılmayacağı, iş sözleşmesinin sona erme nedeni ve somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Fazla mesai konusunda en sık karşılaşılan yanlışlardan biri, işyerinde geçirilen her uzun saatin doğrudan fazla mesai sayılmasıdır. Oysa hesaplama yapılırken çalışma saatlerinin yanında ara dinlenmeleri ve haftalık toplam çalışma süresi de dikkate alınır.

İş Kanunu’na göre haftalık çalışma süresi kural olarak 45 saattir. Haftalık 45 saati aşan çalışmalar ise genel olarak fazla çalışma kabul edilir.

Fazla Mesai Ücreti Nasıl Hesaplanır?

Fazla mesai yapan işçinin her bir saatlik fazla çalışması, normal saatlik ücretinin %50 zamlı haliyle ödenir.

Örneğin normal saatlik ücreti 200 TL olan bir işçinin bir saatlik fazla mesai ücreti 300 TL’dir. İşçi ay içerisinde 10 saat fazla mesai yapmışsa, bu örnekte 3.000 TL brüt fazla mesai ücreti ortaya çıkar.

Saatlik ücret hesaplanırken uygulamada aylık ücret 225 saate bölünerek saatlik ücret bulunur.

Ancak gerçek bir fazla mesai hesabında yalnızca işçinin işe giriş ve çıkış saatlerine bakılmaz. Günlük ara dinlenmelerinin ne kadar olduğu ve haftanın hangi günlerinde çalışıldığı da hesaba katılmalıdır.

İşyerinde 10 Saat Bulunmak 10 Saat Çalışmak Anlamına Gelir mi?

Her zaman değil.

Örneğin işçi 08.30’da işe başlayıp 18.30’da çıkıyor olabilir. Ancak gün içerisinde yemek ve diğer ara dinlenmelerini kullanıyorsa, bu süreler kural olarak çalışma süresinden sayılmaz.

Bu nedenle fazla mesai hesabında işyerinde geçirilen toplam süreden gerçek ara dinlenme sürelerinin ayrılması gerekir.

Burada önemli olan, ara dinlenmesinin yalnızca kağıt üzerinde gösterilmiş olması değil, işçinin bu süreyi fiilen kullanıp kullanamadığıdır.

Fazla Mesai Yaptığımı Nasıl İspatlarım?

Fazla mesai davalarında en önemli konulardan biri ispattır.

İşyerinde giriş-çıkış kayıtları, kart basma sistemleri, puantaj kayıtları, vardiya çizelgeleri ve benzeri belgeler varsa fazla çalışma bu kayıtlar üzerinden değerlendirilebilir.

Ancak her işyerinde düzenli bir kayıt sistemi bulunmaz. Bu durumda tanık anlatımları da önem kazanabilir.

İşçiyle aynı dönemde ve çalışma düzenini bilebilecek şekilde çalışan kişilerin anlatımları, fazla mesainin ispatında değerlendirilebilir.

Somut olaya göre işyeri yazışmaları, e-postalar, görev kayıtları ve çalışma saatlerini gösterebilecek diğer hukuka uygun deliller de dikkate alınabilir.

WhatsApp Mesajları Fazla Mesaiyi İspatlar mı?

WhatsApp yazışmaları bazı durumlarda çalışma saatlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir.

Örneğin işverenin veya yöneticinin gece saatlerinde işçiye görev vermesi, çalışma yapılmasını istemesi ya da işçinin mesai sonrasında yaptığı işe ilişkin düzenli yazışmalar bulunması diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir.

Ancak tek bir gece mesajı, işçinin sürekli fazla mesai yaptığını tek başına göstermeyebilir. Fazla çalışma iddiasında çalışma düzeninin bütünü önemlidir.

Bordroda Fazla Mesai Yazıyorsa Ne Olur?

Ücret bordroları fazla mesai davalarında önemlidir.

Bordroda fazla çalışma tahakkuku bulunması ve ödemenin gerçekten yapılmış olması halinde bu ödemeler hesaplamada dikkate alınır.

Ancak bordroda fazla mesai görünmesi, işçinin gerçekte daha fazla çalışmış olamayacağı anlamına da gelmez. Bordronun imzalı olup olmadığı, ihtirazi kayıt bulunup bulunmadığı, ücretlerin banka aracılığıyla ödenip ödenmediği ve işçinin iddiasını hangi delillerle desteklediği birlikte değerlendirilir.

Fazla Mesai Ücreti Maaşa Dahil Edilebilir mi?

İş sözleşmelerinde zaman zaman “fazla mesai ücrete dahildir” şeklinde hükümler bulunabilir.

Böyle bir hükmün bulunması, işverenin işçiyi sınırsız şekilde fazla çalıştırabileceği anlamına gelmez. Sözleşmenin içeriği, ücretin seviyesi ve yıllık fazla çalışma sınırı gibi hususlar birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle sözleşmede tek başına “fazla mesai ücrete dahildir” yazması, her durumda işçinin fazla mesai alacağı bulunmadığı anlamına gelmez.

Fazla Mesai Alacağında Tanık Yeterli Olur mu?

Fazla mesainin yazılı işyeri kayıtlarıyla ispatlanamadığı durumlarda tanık beyanları önemli olabilir.

Ancak tanığın işçinin çalışma düzenini gerçekten bilmesi gerekir. İşçiyle aynı dönemde çalışmayan veya çalışma saatlerini doğrudan gözlemleme imkânı bulunmayan bir kişinin anlatımının ispat gücü daha sınırlı olabilir.

Bu nedenle fazla mesai davasında sadece “tanığım var” demek yerine, tanığın hangi dönem ve hangi çalışma düzeni hakkında bilgi sahibi olduğuna bakmak gerekir.

Fazla Mesai Alacağında En Önemli Konu Nedir?

Fazla mesai hesabında çalışma düzeninin mümkün olduğunca somutlaştırılması önemlidir.

İşçi hangi günlerde çalışıyordu? Saat kaçta işe başlıyor, kaçta çıkıyordu? Haftada kaç gün çalışıyordu? Ara dinlenmesini gerçekten kullanabiliyor muydu? Cumartesi veya pazar çalışması var mıydı?

Bu soruların cevapları netleşmeden yalnızca aylık maaşa bakarak sağlıklı bir fazla mesai hesabı yapmak mümkün değildir.

Ayrıca fazla mesai dışında hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının ayrı işçilik alacakları olduğu da unutulmamalıdır.

Kısacası fazla mesai alacağında hem doğru hesaplama hem de çalışma düzeninin ispatlanması önemlidir. Özellikle çalışma saatlerinin kayıtlara yansıtılmadığı işyerlerinde, dava açılmadan önce hangi delillerin bulunduğunun değerlendirilmesi gerekir.

Elzey Hukuk, iş hukuku kapsamında fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, ücret, kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Fazla mesai alacağının bulunup bulunmadığı ve miktarı, işçinin çalışma düzenine ve somut olayın koşullarına göre değişebilir.

İşten çıkarılan bir çalışanın hakkı yalnızca kıdem tazminatından ibaret değildir. İşten çıkarılma şekline ve çalışma koşullarına göre kıdem ve ihbar tazminatı, ödenmeyen maaş, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları gündeme gelebilir.

Ayrıca işten çıkarılmanın geçerli bir nedeni yoksa, gerekli şartları taşıyan işçi işe iade talebinde de bulunabilir.

Bu nedenle işten çıkarıldığınızda ilk olarak neden çıkarıldığınıza ve hangi haklarınızın ödenip ödenmediğine bakmak gerekir.

İşten Çıkarılan İşçi Hangi Haklarını Alabilir?

İşveren tarafından işten çıkarılan işçinin alabileceği haklar her dosyada aynı değildir.

Çalışma süresine ve işten çıkarılma nedenine göre kıdem ve ihbar tazminatı istenebilir. Bunun yanında ödenmeyen maaşlar, kullanılmayan yıllık izin ücretleri, fazla mesai, hafta tatili ve resmi tatil çalışmaları da ayrıca talep edilebilir.

Örneğin işveren kıdem tazminatını ödemiş olabilir ancak işçinin yıllardır yaptığı fazla mesailer ödenmemiş olabilir. Kıdem tazminatının alınmış olması, diğer işçilik alacaklarının da ödendiği anlamına gelmez.

İşveren Tazminatsız Çıkarırsa Ne Olur?

İşverenin “Seni tazminatsız çıkardım” demesi tek başına yeterli değildir.

Tazminatsız fesih için kanunda aranan haklı nedenlerden birinin gerçekten bulunması gerekir. İşveren devamsızlık, işyerinde yaşanan bir olay veya başka bir gerekçeye dayanıyorsa, uyuşmazlık halinde bu gerekçenin gerçek olup olmadığı ve fesih işleminin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı değerlendirilir.

Aynı şekilde SGK'ya bildirilen işten çıkış kodu da tek başına işçinin haklarını belirlemez.

İşe İade Davasını Kimler Açabilir?

Her işten çıkarılan işçi işe iade davası açamaz.

Genel olarak işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışması, en az 6 aylık kıdeminin bulunması ve işveren bünyesinde 30 veya daha fazla işçinin çalışması gerekir. Bunun yanında işçinin kanunda belirtilen işveren vekillerinden biri olmaması da aranır.

Bu şartlar bulunuyorsa ve işverenin yaptığı fesih geçerli bir nedene dayanmıyorsa işe iade süreci gündeme gelebilir.

İşe İade İçin Ne Kadar Sürede Başvurmak Gerekir?

İşe iade konusunda en önemli noktalardan biri süredir.

İşten çıkarılan işçinin, fesih bildiriminin kendisine tebliğ edilmesinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurması gerekir.

Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde işe iade davası açılmalıdır.

Bu nedenle işe iade talebi olan bir çalışanın işten çıkarıldıktan sonra uzun süre beklememesi gerekir.

İşe İade Davası Kaç Ay Sürer?

İşe iade davaları kanunen ivedi görülmesi gereken davalardır. Ancak uygulamada “kesin olarak 3 ayda biter” gibi bir süre vermek mümkün değildir.

Mahkemenin yoğunluğu, tanıkların dinlenip dinlenmeyeceği, işveren kayıtlarının toplanması ve dosyanın kapsamı süreyi etkiler. Karara karşı istinafa başvurulması halinde süreç daha da uzayabilir.

Bu nedenle internette görülen “işe iade davası kesin 2 ay sürer” gibi ifadeler uygulamadaki gerçek süreyi her zaman yansıtmaz.

İşe İade Davasını Kazanırsam Ne Olur?

İşe iade kararı verilmesi, işçinin ertesi gün otomatik olarak işe başlayacağı anlamına gelmez.

Kararın kesinleşmesinden sonra işçinin kanundaki süre içerisinde işverene başvurarak işe başlamak istediğini bildirmesi gerekir. İşveren işçiyi işe başlatmazsa işe başlatmama tazminatı gündeme gelir.

Ayrıca işçinin çalıştırılmadığı dönem için kanunda belirtilen sınırlar içerisinde boşta geçen süre ücreti ve diğer hakları da söz konusu olabilir.

Bu aşamada sürelerin kaçırılmaması önemlidir. İşe iade davasını kazanmış olmak tek başına yeterli değildir; karar sonrasında yapılması gereken başvuruların da zamanında yapılması gerekir.

İşten Çıkarıldığımda Ne Yapmalıyım?

Öncelikle işverenin sizi hangi gerekçeyle işten çıkardığını ve SGK çıkış kodunuzu kontrol etmek faydalı olacaktır.

Ardından kıdem ve ihbar tazminatınızın, son maaşınızın, kullanılmayan yıllık izinlerinizin ve varsa fazla mesai gibi diğer alacaklarınızın ödenip ödenmediğine bakılmalıdır.

İşveren tarafından önünüze istifa dilekçesi, ibraname veya “tüm haklarımı aldım” şeklinde bir belge konulmuşsa, içeriğini bilmeden imzalamamak da önemlidir.

Özellikle işe iade hakkınız olabileceğini düşünüyorsanız 1 aylık arabuluculuk başvuru süresini kaçırmamak gerekir.

Kısacası işten çıkarılan bir çalışanın hakkı yalnızca “kaç lira tazminat alacağından” ibaret değildir. İşten çıkarılmanın hukuka uygun olup olmadığı ve çalışma döneminden kalan diğer alacakların bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.

Elzey Hukuk, işten çıkarılma ve işe iade süreçleri ile kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai, ücret, yıllık izin ve diğer işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İşçinin hakları, çalışma şekline ve iş sözleşmesinin nasıl sona erdiğine göre değişebilir.

Sigortasız çalıştırılmak sadece SGK girişinin hiç yapılmaması demek değildir. İşçi sigortalı gösterildiği halde gerçek maaşı SGK’ya daha düşük bildiriliyorsa burada da işçi açısından önemli bir hak kaybı söz konusu olabilir.

Örneğin işçi gerçekte 50.000 TL maaş alırken SGK’da asgari ücret üzerinden çalışıyor görünebilir. Ücretin bir kısmı bankaya yatırılıp kalan kısmı elden verilebilir.

Bu durum özellikle işten ayrılırken önem kazanır. Çünkü işveren kıdem ve ihbar tazminatını kayıtlarda görünen düşük ücret üzerinden hesaplamak isteyebilir.

Sigortam Hiç Yapılmadıysa Ne Yapabilirim?

Bir işyerinde fiilen çalışmanıza rağmen SGK girişiniz yapılmadıysa, öncelikle çalıştığınız dönemi gösterebilecek delilleri korumanız önemlidir.

İşyerine ait yazışmalar, WhatsApp mesajları, e-postalar, banka hareketleri, vardiya listeleri, giriş-çıkış kayıtları ve birlikte çalıştığınız kişiler somut olaya göre çalışmanın ispatında kullanılabilir.

Çalışma devam ederken SGK’ya bildirim veya şikâyette bulunulması da mümkündür.

Geçmişte sigortasız çalışılan bir dönem söz konusuysa, şartları bulunması halinde hizmet tespit davası açılması gündeme gelebilir.

Hizmet Tespit Davası Ne İşe Yarar?

Hizmet tespit davasının amacı, işçinin çalıştığı halde SGK’ya bildirilmeyen sürelerin tespit edilmesidir.

Örneğin üç yıldır aynı işyerinde çalışıyorsunuz ancak e-Devlet'te yalnızca son bir yıllık çalışmanız görünüyorsa, bildirilmeyen dönem bakımından hizmet tespiti talep edilmesi mümkün olabilir.

Bu davalarda süreler önemlidir. Bazı durumlarda 5 yıllık hak düşürücü süre söz konusu olabilir. Ancak sürenin uygulanıp uygulanmayacağı çalışma ve SGK bildirimlerinin durumuna göre değişebileceğinden her dosyanın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Maaşım SGK'da Düşük Gösteriliyorsa Ne Olur?

Uygulamada oldukça sık karşılaşıyoruz: İşçinin maaşının bir bölümü bankadan yatırılıyor, kalan kısmı elden veriliyor.

Örneğin gerçekte 60.000 TL maaş alan işçi SGK’da 30.000 TL üzerinden çalışıyor görünebilir.

Böyle bir durumda önemli olan işçinin gerçek ücretinin ne kadar olduğudur.

Gerçek ücretin SGK’ya düşük bildirilmesi işçinin primlerini etkileyebileceği gibi, ileride kıdem ve ihbar tazminatı gibi haklarının hesabında da uyuşmazlığa neden olabilir.

Elden Aldığım Maaşı Nasıl İspatlarım?

Maaşın bir kısmının elden ödendiği durumlarda en önemli meselelerden biri gerçek ücretin ispatıdır.

Banka hareketleri, ücretle ilgili WhatsApp yazışmaları, iş sözleşmesi, bordrolar ve işyeri kayıtları kullanılabilir. İşçinin yaptığı iş, mesleki tecrübesi ve aynı işi yapan kişilerin aldığı ücretler de değerlendirmede önem taşıyabilir.

Tanık anlatımları da dosyanın durumuna göre delil olarak kullanılabilir.

Bu nedenle ücretin bir kısmını elden alan bir çalışanın, gerçek maaşını gösterebilecek kayıtları mümkün olduğunca saklaması önemlidir.

Tazminat SGK'daki Maaşa Göre mi Hesaplanır?

Her zaman değil.

İşverenin SGK’ya düşük ücret bildirmiş olması, işçinin kıdem ve ihbar tazminatının mutlaka bu düşük ücret üzerinden hesaplanacağı anlamına gelmez.

İşçinin gerçek ücretinin daha yüksek olduğu ispatlanabiliyorsa işçilik alacaklarının hesabında gerçek ücret dikkate alınabilir.

Örneğin gerçekte 60.000 TL alan bir çalışanın SGK’da asgari ücretli görünmesi, tek başına tazminatının da asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiği anlamına gelmez.

Sigortanın Eksik Yatırılması Nedeniyle İşten Ayrılabilir miyim?

SGK primlerinin hiç yatırılmaması veya gerçek ücret üzerinden bildirilmemesi, şartları varsa işçi açısından haklı fesih nedeni oluşturabilir.

Bu durumda işçi en az bir yıllık çalışma şartını da taşıyorsa kıdem tazminatı talep etmesi gündeme gelebilir.

Ancak burada işten ayrılma şekli önemlidir. Hiçbir açıklama yapmadan işe gitmemek ile sigorta primlerinin eksik yatırılması nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle sona erdirmek aynı şey değildir.

Bu nedenle bu sebeple işten ayrılmayı düşünen bir çalışanın, öncelikle SGK kayıtlarını ve elindeki delilleri kontrol etmesi önemlidir.

İlk Olarak Ne Yapılmalı?

En kolay başlangıç, e-Devlet üzerinden SGK hizmet dökümünü kontrol etmektir.

İşe giriş tarihiniz doğru mu? Çalıştığınız bütün aylar görünüyor mu? Prim günleriniz tam mı? SGK’ya bildirilen kazanç ile gerçekte aldığınız maaş arasında fark var mı?

Bir uyumsuzluk varsa işten ayrılmadan veya herhangi bir belge imzalamadan önce mevcut delillerin korunması faydalı olacaktır.

Kısacası sigortasız çalışmak veya maaşın SGK’ya düşük bildirilmesi, işçinin kabul etmek zorunda olduğu bir durum değildir. Çalışmanın ve gerçek ücretin ispatlanabilmesi halinde SGK kayıtları ve buna bağlı işçilik hakları konusunda hukuki yollara başvurulabilir.

Elzey Hukuk, sigortasız çalışma, eksik SGK bildirimi, hizmet tespit davaları, gerçek ücretin tespiti, haklı fesih ve işçilik alacaklarından kaynaklanan uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzlenecek hukuki yol, çalışma şekline, SGK kayıtlarına ve somut olayın koşullarına göre değişebilir.

“Ev benim, istediğim zaman kiracıyı çıkarabilirim” düşüncesi doğru değildir. Konut kiralarında ev sahibinin kiracıyı tahliye edebilmesi için kanunda kabul edilen bir tahliye nedeninin bulunması gerekir.

Üstelik çoğu zaman haklı bir nedenin bulunması da tek başına yeterli olmaz. İhtarın veya davanın doğru zamanda yapılması gerekir.

Kira Sözleşmesi Bitti, Kiracı Çıkmak Zorunda mı?

Hayır. En sık karşılaşılan yanlışlardan biri budur.

Örneğin bir yıllık kira sözleşmesi yapılmış olması, bir yıl dolduğunda ev sahibinin kiracıya “Sözleşmen bitti, çık” diyebileceği anlamına gelmez.

Konut kiralarında sözleşme, kiracı süresinde sona erdirmediği takdirde kanundaki şartlarla devam eder. Ev sahibi yalnızca sözleşmenin süresinin dolmasına dayanarak kiracıyı çıkaramaz.

Ancak kanunda 10 yıllık uzama süresinin sonunda kiraya verene ayrıca sözleşmeyi sona erdirme imkânı tanınmıştır. Burada sürenin başlangıcı ve bildirim tarihi doğru hesaplanmalıdır.

Ev Sahibi “Kendim Oturacağım” Diyerek Kiracıyı Çıkarabilir mi?

Gerçekten konut ihtiyacı varsa evet.

Ev sahibinin kendisinin, eşinin, çocuklarının, anne-babasının veya kanunda belirtilen kişilerin eve gerçekten ihtiyacı bulunuyorsa ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açılabilir.

Ancak ihtiyaç gerçek ve samimi olmalıdır.

Örneğin ev sahibi kendisi kirada oturuyorsa bu durum ihtiyaç iddiasını destekleyebilir. Buna karşılık amaç mevcut kiracıyı çıkarıp evi daha yüksek bedelle başkasına kiralamaksa, yalnızca “Kendim oturacağım” denilmesi yeterli olmaz.

Ev Satılırsa Kiracı Çıkmak Zorunda mı?

Hayır. Evin satılması kira sözleşmesini kendiliğinden sona erdirmez.

Yeni ev sahibi mevcut kira ilişkisinin tarafı olur. Ancak evi gerçekten kendisi veya kanunda belirtilen yakınları için kullanma ihtiyacı varsa tahliye talep edebilir.

Yeni malik açısından özellikle evi satın aldığı tarih ve kiracıya yapılacak bildirimin zamanı önemlidir. Bu nedenle “Evi satın aldım, altı ay sonra kiracı kesin çıkar” şeklinde otomatik bir sonuç yoktur; kanundaki şartların yerine getirilmesi gerekir.

Kiracı Kirayı Ödemezse Evden Çıkarılabilir mi?

Kiracının kira bedelini ödememesi tahliye nedeni olabilir.

Ancak ev sahibi kirayı alamadığı için doğrudan kapının kilidini değiştirip kiracıyı çıkaramaz.

Kira borcunun ödenmemesi halinde tahliye talepli icra takibi gibi hukuki yollara başvurulabilir. Kiracı kendisine verilen yasal süre içerisinde borcu ödemezse şartları oluştuğunda tahliye mümkün olabilir.

Kiracı Kirayı Sürekli Geç Ödüyorsa Ne Olur?

Kiracı kirayı ödüyor ancak bunu sürekli geciktiriyorsa iki haklı ihtar nedeniyle tahliye gündeme gelebilir.

Bir kira yılı içerisinde kira bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle iki haklı ihtara sebep olunması halinde, diğer şartlar da varsa ev sahibi tahliye davası açabilir.

Burada önemli olan yalnızca iki kez geç ödeme yapılması değildir. İhtarların hangi aylara ilişkin olduğu, ne zaman gönderildiği ve davanın hangi tarihte açıldığı da önemlidir.

Tahliye Taahhütnamesi İmzalandıysa Kiracı Kesin Çıkar mı?

Kiracı, evi belirli bir tarihte boşaltacağını yazılı olarak taahhüt etmişse ve bu taahhüt hukuken geçerliyse tahliye için önemli bir dayanak olabilir.

Ancak her tahliye taahhütnamesi geçerli kabul edilmez.

Özellikle kira sözleşmesi yapılırken aynı anda imzalatılan veya sonradan doldurulduğu iddia edilen tahliye taahhütnameleri sıkça uyuşmazlık konusu olur.

Bu nedenle tahliye taahhütnamesinde sadece imzaya değil, belgenin ne zaman ve hangi şartlarda verildiğine de bakmak gerekir.

Kiracının Kendi Evi Varsa Tahliye Edilebilir mi?

Bazı şartlarla mümkün olabilir.

Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içerisinde oturmaya elverişli bir konutu bulunuyorsa ve ev sahibi kira sözleşmesi yapılırken bunu bilmiyorsa tahliye talebi gündeme gelebilir.

Ancak kiracının adına herhangi bir taşınmaz bulunması tek başına yeterli değildir. Örneğin kullanılabilir durumda olmayan veya farklı nitelikteki bir taşınmaz bakımından aynı değerlendirme yapılmayabilir.

Tadilat Yapacağım Diyerek Kiracı Çıkarılabilir mi?

Her tadilat tahliye nedeni değildir.

Evin esaslı şekilde onarılması, yeniden yapılması veya değiştirilmesi gerekiyor ve bu işlemler sırasında evde oturmak mümkün değilse tahliye gündeme gelebilir.

Ancak basit boya, mutfak yenileme veya kiracı evdeyken yapılabilecek küçük tadilatlar nedeniyle tahliye talep edilmesi aynı şekilde değerlendirilmez.

Ev Sahibi Kiracının Kilidini Değiştirebilir mi?

Hayır.

Kiracı tahliye şartlarını ihlal etmiş olsa dahi ev sahibinin kendi başına eve girerek eşyaları çıkarması veya kapının kilidini değiştirmesi yasal tahliye yöntemi değildir.

Kiracı kendiliğinden çıkmıyorsa tahliye dava veya icra yoluyla gerçekleştirilmelidir.

Kiracı Tahliyesinde En Çok Nerede Hata Yapılıyor?

Çoğu zaman sorun tahliye nedeninden değil, sürelerin yanlış takip edilmesinden çıkıyor.

Ev sahibinin gerçekten konut ihtiyacı olabilir veya elinde geçerli bir tahliye taahhütnamesi bulunabilir. Ancak ihtarın yanlış zamanda gönderilmesi ya da davanın süresinde açılmaması tahliye sürecini uzatabilir.

Bu nedenle kiracıyı tahliye etmek isteyen ev sahibinin önce “Hangi gerekçeyle tahliye edeceğim?” sorusunu, ardından da “Bu gerekçe için hangi süreleri takip etmem gerekiyor?” sorusunu cevaplaması gerekir.

Kısacası ev sahibi kiracıyı istediği zaman çıkaramaz. Ancak kira borcunun ödenmemesi, ihtiyaç, iki haklı ihtar, geçerli tahliye taahhüdü, yeni malikin ihtiyacı veya kanunda belirtilen diğer tahliye nedenlerinden biri bulunuyorsa hukuki tahliye süreci başlatılabilir.

Elzey Hukuk, kira hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda kiracı tahliyesi, ihtiyaç nedeniyle tahliye, tahliye taahhütnamesi, iki haklı ihtar ve kira alacaklarının tahsiline ilişkin süreçlerde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tahliye için izlenecek yol ve süreler, kira sözleşmesine ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir.

Kira yenileme zamanı geldiğinde hem kiracıların hem de ev sahiplerinin en çok merak ettiği konu, kiraya ne kadar zam yapılabileceğidir.

Öncelikle eski uygulamayla karıştırmamak gerekir: Konut kiralarında %25 zam sınırı artık uygulanmıyor. Günümüzde kira artışında esas alınan oran, TÜİK tarafından açıklanan TÜFE’nin on iki aylık ortalamalara göre değişim oranıdır.

Bu oran her ay değiştiği için, kira artışı yapılırken sözleşmenin yenilendiği tarihte geçerli olan orana bakmak gerekir.

Ev Sahibi İstediği Kadar Zam Yapabilir mi?

Hayır. Ev sahibi, “Çevredeki evler artık çok daha pahalı” diyerek kiraya tek taraflı olarak istediği oranda zam yapamaz.

Örneğin yasal artış uygulandığında kira 25.000 TL olacakken ev sahibinin 35.000 TL istemesi, kiracının bu bedeli kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

Kiracı yasal artışı yaparak kirasını düzenli ödemeye devam ediyorsa, yalnızca daha yüksek zammı kabul etmediği için doğrudan tahliye edilemez.

Kira Artışı Nasıl Hesaplanır?

Hesap aslında oldukça basittir.

Mevcut kira bedeline, sözleşmenin yenilendiği dönemde geçerli olan 12 aylık ortalama TÜFE oranı uygulanır.

Örneğin aylık kira 20.000 TL ve uygulanabilecek artış oranı %30 ise yeni kira 26.000 TL olur.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, internette görülen herhangi bir “bu ayın kira zam oranını” doğrudan kullanmak yerine kira sözleşmesinin hangi ayda yenilendiğine bakmaktır.

Ev Sahibi “Bu Zam Yetmez, Ya Kabul Et Ya Çık” Derse Ne Olur?

Ev sahibinin daha yüksek kira istemesi ile kiracının bunu ödemek zorunda olması aynı şey değildir.

Ev sahibi yeni bir kira bedeli önerebilir, kiracı da bunu kabul edebilir veya etmeyebilir. Ancak taraflar anlaşamıyorsa ev sahibi kendi belirlediği rakamı tek taraflı olarak kiracıya kabul ettiremez.

Aynı şekilde kiracının yüksek zam talebini kabul etmemesi de tek başına tahliye nedeni değildir.

Kiracının çıkarılabilmesi için ihtiyaç, kira borcunun ödenmemesi, geçerli tahliye taahhüdü veya kanunda kabul edilen başka bir tahliye nedeninin bulunması gerekir.

5 Yılı Dolduran Kiracıda Durum Değişir mi?

Evet. Kira ilişkisinin beş yılı aşması önemli bir fark yaratabilir.

Beş yıldan uzun süren kira ilişkilerinde ev sahibi, şartları varsa kira tespit davası açarak kira bedelinin yeniden belirlenmesini isteyebilir.

Bu durumda mahkeme yalnızca yıllık TÜFE artışına bakmaz. Evin özellikleri, bulunduğu bölgedeki benzer taşınmazların kira bedelleri ve hakkaniyet de değerlendirilir.

Ancak burada da “Beş yıl doldu, artık istediğim kirayı isterim” şeklinde bir durum yoktur. Taraflar yeni bedelde anlaşamıyorsa kira bedelinin ne olacağına mahkeme karar verir.

Kiracı Yasal Orandan Daha Fazla Zam Yaparsa Ne Olur?

Uygulamada kiracı ve ev sahibinin konuşarak yasal artış oranından farklı bir kira bedeli üzerinde anlaşması da görülebilir.

Ancak tarafların karşılıklı olarak yeni bir bedelde anlaşması ile ev sahibinin tek taraflı olarak yüksek zam istemesi birbirinden farklıdır.

Özellikle yüksek artış taleplerinde sonradan uyuşmazlık yaşanmaması için kira bedelinin nasıl belirlendiğinin açık olması önemlidir.

Kira Artışı ile Kira Tespit Davası Aynı Şey mi?

Hayır. En çok karıştırılan konulardan biri de budur.

Kira artışı, devam eden kira sözleşmesinde her yıl yapılan olağan artıştır.

Kira tespit davası ise özellikle beş yılı aşan kira ilişkilerinde, mevcut kira bedelinin güncel koşullara göre yeniden belirlenmesi için başvurulan hukuki yoldur.

Bu nedenle uzun yıllardır aynı evde oturan kiracının ödediği bedelin çevredeki kiralara göre düşük kalması, ev sahibine doğrudan istediği oranda zam yapma hakkı vermez.

Kısacası, ev sahibi kiraya tek taraflı olarak istediği kadar zam yapamaz. Normal yıllık artışlarda yasal kira artış sınırı dikkate alınır. Kira ilişkisi beş yılı aşmış ve mevcut kira emsallerin altında kalmışsa, şartları varsa kira tespit davası gündeme gelebilir.

Elzey Hukuk, kira artışı, kira tespit davaları, kiracı tahliyesi ve kira sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kira artış oranı ve uygulanacak hukuki yol, kira sözleşmesinin tarihi ve somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Kiracının kirasını ödememesi halinde ev sahibi hem ödenmeyen kiraları talep edebilir hem de şartları oluşursa kiracının tahliyesini isteyebilir.

Ancak kira ödenmedi diye ev sahibinin doğrudan kapının kilidini değiştirmesi veya kiracının eşyalarını dışarı çıkarması mümkün değildir. Tahliye için yasal sürecin takip edilmesi gerekir.

Bu durumda en sık başvurulan yollardan biri tahliye talepli icra takibidir.

Kira Ödenmezse İcra Takibi Başlatılabilir mi?

Evet. Kiranın ödeme günü geçmiş ve kiracı ödeme yapmamışsa ev sahibi icra takibi başlatabilir.

Burada önemli bir ayrıntı vardır: Ev sahibi yalnızca ödenmeyen kiraları tahsil etmek isteyebileceği gibi, hem kira borcunun ödenmesini hem de kiracının tahliyesini talep edebilir.

Tahliye de isteniyorsa icra takibinin buna uygun şekilde başlatılması gerekir.

Kira Ödemeyen Kiracının Tahliyesi Nasıl Olur?

Tahliye talepli icra takibi başlatıldığında kiracıya ödeme emri gönderilir.

Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıya borcunu ödemesi için 30 gün süre verilir. Kiracı bu süre içerisinde kira borcunu ödemezse ve takip kesinleşirse ev sahibi tahliye için gerekli hukuki süreci devam ettirebilir.

Yani “Kirayı ödemedi, hemen çıkarabilir miyim?” sorusunun cevabı hayırdır. Ancak doğru takip başlatılmış ve gerekli süreler geçmişse tahliye mümkün olabilir.

Kiracı Borca İtiraz Ederse Ne Olur?

Kiracı ödeme emrine itiraz edebilir.

Örneğin kirayı zaten ödediğini, istenen miktarın yanlış olduğunu veya kira bedelinin takipte gösterilenden farklı olduğunu söyleyebilir.

İtiraz halinde süreç durabilir ve ev sahibinin itirazın kaldırılması veya iptali için ayrıca hukuki yola başvurması gerekebilir.

Bu nedenle icra takibi başlatılmadan önce hangi aylara ait ne kadar kira borcu bulunduğunun doğru belirlenmesi önemlidir.

Kiracı 30 Gün İçinde Borcunu Öderse Yine de Çıkarılır mı?

Kiracı verilen süre içerisinde kira borcunun tamamını öderse, o takip nedeniyle tahliye edilmesi kural olarak mümkün olmaz.

Ancak kiracının sürekli olarak kirayı geciktirmesi farklı bir durumdur.

Kiracı bir kira yılı içerisinde kira bedelini zamanında ödemediği için iki haklı ihtara sebep olmuşsa, şartları varsa ev sahibi ayrıca tahliye davası açabilir.

Dolayısıyla kiracının her seferinde ihtardan sonra ödeme yapması, sürekli geç ödemenin hiçbir sonucu olmadığı anlamına gelmez.

Kiracı Kiranın Sadece Bir Kısmını Öderse?

Kiranın eksik ödenmesi halinde kalan tutar bakımından borç devam eder.

Örneğin aylık kira 30.000 TL ise ve kiracı 20.000 TL ödüyorsa kalan 10.000 TL için takip yapılması mümkün olabilir.

Ancak taraflar arasında kira artış oranı veya güncel kira bedeli konusunda bir uyuşmazlık varsa önce gerçekten ne kadar borç bulunduğunun doğru hesaplanması gerekir.

Ev Sahibi Hem Kirayı Alıp Hem Tahliye İsteyebilir mi?

Evet. Gerekli şartlar varsa ev sahibi hem biriken kira borcunun ödenmesini hem de kiracının tahliyesini isteyebilir.

Kiracının evden çıkarılması da geçmiş kira borcunu ortadan kaldırmaz. Kiracı tahliye edilmiş olsa bile daha önce ödenmeyen kira bedelleri ayrıca talep edilebilir.

Kiracı Evi Boşaltırsa Kira Borcu Biter mi?

Kiracının evi boşaltması, geçmişten kalan kira borçlarını silmez.

Burada anahtar teslimi de önemlidir. Kiracının evi hangi tarihte boşalttığı ve anahtarı ne zaman teslim ettiği konusunda daha sonra uyuşmazlık çıkabilir.

Bu nedenle anahtar tesliminin gerektiğinde ispatlanabilecek şekilde yapılması hem kiracı hem de ev sahibi açısından önemlidir.

Ev Sahibi Kendi Başına Kiracıyı Çıkarabilir mi?

Hayır.

Kiracı uzun süredir kira ödemiyor olsa bile ev sahibinin habersizce eve girmesi, kilidi değiştirmesi veya kiracının eşyalarını dışarı çıkarması doğru bir tahliye yöntemi değildir.

Kiracı kendiliğinden evi boşaltmıyorsa tahliye icra veya mahkeme yoluyla yapılmalıdır.

Kira Ödenmediğinde Ne Yapmak Gerekir?

Burada önemli olan, ilk günden doğru yolu seçmektir.

Ev sahibi yalnızca biriken kiraları mı almak istiyor, yoksa kiracının evden çıkmasını da mı istiyor? Daha önce geç ödemeler nedeniyle ihtar gönderilmiş mi? Kiracı borcun miktarına itiraz edebilir mi?

Bu soruların cevapları izlenecek yolu değiştirebilir.

Özellikle tahliye isteniyorsa yanlış bir icra takibi başlatılması veya sürelerin kaçırılması, birkaç ayda ilerleyebilecek bir sürecin çok daha uzun sürmesine neden olabilir.

Kısacası, kiracı kirasını ödemezse ev sahibi icra yoluyla kira borcunu talep edebilir ve şartları oluştuğunda kiracının tahliyesini sağlayabilir. Ancak tahliye kendiliğinden gerçekleşmez; yasal sürelerin ve işlemlerin doğru takip edilmesi gerekir.

Elzey Hukuk, ödenmeyen kira alacaklarının tahsili, tahliye talepli icra takipleri, iki haklı ihtar ve kiracı tahliyesine ilişkin süreçlerde hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kira alacağının tahsili ve tahliye için izlenecek yol, kira sözleşmesine ve somut olayın koşullarına göre değişabilir.

HAGB, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması, ceza davalarında sık karşılaşılan ancak ne anlama geldiği çoğu zaman yanlış bilinen bir karardır.

Kısaca anlatmak gerekirse; mahkeme sanık hakkında bir mahkûmiyet hükmü kurar ancak bu hükmün belirli şartlar altında hemen sonuç doğurmasını engeller.

Bu nedenle HAGB ne beraat kararıdır ne de normal şekilde kesinleşmiş bir mahkûmiyetle aynı sonucu doğurur.

HAGB Hangi Durumlarda Verilir?

Her ceza davasında HAGB kararı verilemez.

Kural olarak verilen cezanın iki yıl veya daha az hapis cezası ya da adli para cezası olması gerekir. Bunun yanında kişinin daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olup olmadığı ve yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkemede oluşan kanaat gibi başka şartlar da değerlendirilir.

Suç nedeniyle ortaya çıkmış ve giderilmesi mümkün bir zarar varsa bunun karşılanması da gündeme gelebilir.

Yani cezanın iki yılın altında olması, tek başına HAGB uygulanacağı anlamına gelmez.

HAGB Beraat Anlamına mı Gelir?

Hayır. Bu konu özellikle önemlidir.

HAGB kararı alan kişi beraat etmiş sayılmaz. Mahkeme aslında bir mahkûmiyet hükmü kurmuş, ancak hükmün açıklanmasını geri bırakmıştır.

Bu nedenle hakkında HAGB kararı verilen kişinin “Davadan beraat ettim” demesi hukuken doğru değildir.

HAGB Sabıka Kaydında Görünür mü?

HAGB hakkında en çok sorulan soru genellikle “Sicilime işler mi?” oluyor.

HAGB kararı, normal bir mahkûmiyet kararı gibi standart adli sicil belgesinde görünmez. Bu kararlar ayrı bir sisteme kaydedilir ve ancak kanunda belirtilen durumlarda kullanılabilir.

Dolayısıyla e-Devlet üzerinden alınan normal bir adli sicil belgesinde HAGB kararının sabıka kaydı şeklinde görünmesi beklenmez.

Ancak bu, kararın hiçbir resmi kayıtta bulunmadığı anlamına da gelmez.

HAGB İşe Girmeye veya Memuriyete Engel Olur mu?

Her durum için “engel olur” veya “engel olmaz” şeklinde kesin bir cevap vermek doğru değildir.

HAGB normal bir mahkûmiyet kararı değildir. Ancak kişinin başvurduğu görevin niteliğine, özel mevzuata, güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması yapılmasına göre farklı durumlar ortaya çıkabilir.

Özellikle kamu görevleri veya özel şartlar aranan meslekler bakımından kararın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

HAGB Kararı Verildikten Sonra Ne Olur?

HAGB kararı verildiğinde belirli bir denetim süreci başlar.

Bu süreçte özellikle kasten yeni bir suç işlenmemesi önemlidir. Denetim süresi herhangi bir sorun yaşanmadan tamamlanırsa açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilebilir.

Başka bir ifadeyle HAGB'nin asıl avantajı, şartlara uygun davranılması halinde verilen hükmün sonuç doğurmadan ortadan kalkabilmesidir.

HAGB Varken Tekrar Suç İşlenirse Ne Olur?

Denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde daha önce açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması gündeme gelebilir.

Ancak kişinin yalnızca şikâyet edilmiş veya hakkında soruşturma açılmış olması, otomatik olarak HAGB'nin bozulacağı anlamına gelmez.

Yeni olayın ne zaman gerçekleştiği, suçun niteliği ve yargılama sonucunda ne karar verildiği önemlidir.

HAGB Kararına Karşı Ne Yapılabilir?

HAGB konusunda kanun yolu düzenlemeleri zaman içerisinde değişti. Bu nedenle internette özellikle eski tarihli içeriklerde yer alan bilgiler güncel olmayabilir.

HAGB kararına karşı hangi kanun yoluna başvurulabileceği değerlendirilirken kararın tarihi ve dosyanın tabi olduğu mevzuat dikkate alınmalıdır. Kanun yolu süresinin kaçırılmaması da önemlidir.

HAGB İyi Bir Karar mı?

Bu tamamen dosyaya göre değişir.

HAGB'nin sicilde normal bir mahkûmiyet gibi görünmemesi önemli bir avantaj olabilir. Ancak kişi suçu işlemediğini düşünüyor ve beraat etmesi gerektiğini savunuyorsa meseleye yalnızca “HAGB sicile işlemiyor” şeklinde bakmak doğru olmayabilir.

Özellikle delillerin tartışmalı olduğu dosyalarda, mahkûmiyet hükmünün kendisine karşı başvurulabilecek yolların da değerlendirilmesi gerekir.

Kısacası HAGB beraat değildir, ancak normal bir mahkûmiyet kararı gibi adli sicile de işlemez. Kararın kişi açısından ne anlama geldiği ise suçun niteliğine, verilen cezaya ve dosyanın durumuna göre değişebilir.

Elzey Hukuk, ceza soruşturmaları ve davaları, HAGB kararları, adli sicil kayıtları ve kanun yollarına ilişkin süreçlerde hukuki danışmanlık ve müdafilik hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. HAGB kararının hukuki sonuçları, karar tarihi ve somut dosyanın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

“Cezam bitti ama sabıka kaydım hâlâ görünüyor, ne zaman silinir?” en sık karşılaşılan sorulardan biridir.

Burada ilk bilinmesi gereken şey, adli sicil kaydı ile arşiv kaydının aynı olmadığıdır. Bir cezanın infaz edilmiş olması, o kaydın aynı anda bütün sistemlerden tamamen silindiği anlamına gelmez.

Cezam Bittiyse Sabıka Kaydım Silinir mi?

Kural olarak cezanın infazı tamamlandığında mahkûmiyet kaydı adli sicilden çıkarılarak arşive alınır.

Örneğin hapis cezasının infazı tamamlanmış veya adli para cezası tamamen ödenmişse, şartları oluştuğunda kayıt normal adli sicilden çıkarılır.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Adli sicilden çıkması, kaydın tamamen yok olduğu anlamına gelmez. Kayıt bir süre daha arşivde bulunabilir.

Adli Sicil Kaydı ile Arşiv Kaydı Arasındaki Fark Nedir?

Günlük hayatta ikisine de “sabıka kaydı” denildiği için bu konu sıkça karıştırılıyor.

Adli sicil, kişinin güncel mahkûmiyet kayıtlarının bulunduğu bölümdür. Şartları oluştuğunda kayıt buradan çıkarılarak arşive alınır.

Bu nedenle e-Devlet'ten aldığınız belgede “Adli sicil kaydı yoktur” yazması, geçmişteki mahkûmiyetinizin her durumda sistemden tamamen silindiği anlamına gelmeyebilir.

Arşiv Kaydı Kaç Yılda Silinir?

Bunun tek bir cevabı yoktur.

Bazı kayıtlar gerekli şartların oluşmasından itibaren 5 yıl sonra tamamen silinebilirken, belirli hak yoksunluklarına neden olan mahkûmiyetlerde süre çok daha uzun olabilir.

Bu tür mahkûmiyetlerde durumuna göre 15 yıl veya 30 yıllık süreler gündeme gelebilir.

Dolayısıyla internette sıkça görülen “Sabıka kaydı 5 yılda silinir” bilgisi her dosya için doğru değildir.

Öncelikle hangi suçtan mahkûmiyet bulunduğuna ve kararın ne tür sonuçlar doğurduğuna bakmak gerekir.

Memnu Hakların İadesi Nedir?

Bazı mahkûmiyetler kişinin belirli hakları kullanması açısından da sonuç doğurabilir.

Bu durumda şartları varsa yasaklanmış hakların geri verilmesi, uygulamada bilinen adıyla memnu hakların iadesi, talep edilebilir.

Bu karar bazı adli sicil ve arşiv kayıtlarının silinme süresini de etkileyebilir.

Ancak her sabıka kaydı için memnu hakların iadesi kararı almaya gerek yoktur. Öncelikle mahkûmiyetin bu kapsamda olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Sabıka Kaydı Otomatik Olarak Silinir mi?

Şartları oluşan kayıtların sistemden re'sen çıkarılması mümkündür. Ancak uygulamada ceza tamamlandığı halde kaydın hâlâ görünmesiyle karşılaşılabilir.

Böyle bir durumda adli sicil kaydının silinmesi veya düzeltilmesi için başvuru yapılabilir.

Bu nedenle yıllar önce tamamlanmış bir ceza hâlâ adli sicil belgesinde görünüyorsa, “Bir süre daha bekleyeyim” demeden önce kaydın neden durduğunun kontrol edilmesi faydalı olur.

Adli Sicil Kaydı Silme Başvurusu Nasıl Yapılır?

Başvurular Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirilir.

Adli sicil kaydının silinmesi veya düzeltilmesi için e-Devlet üzerinden de başvuru yapılabilir.

Başvurudan önce mahkeme kararının, kesinleşme tarihinin ve cezanın ne zaman tamamen infaz edildiğinin bilinmesi önemlidir. Çünkü bir kaydın silinip silinemeyeceği yalnızca suç tarihine bakılarak belirlenmez.

Adli Para Cezası Sabıka Kaydına İşler mi?

“Para cezası aldım, zaten sicile işlemez” düşüncesi her zaman doğru değildir.

Mahkeme tarafından verilen adli para cezası, şartlarına göre adli sicil kaydında yer alabilir. Cezanın tamamen ödenerek infaz edilmesinden sonra ise kaydın adli sicilden çıkarılması gündeme gelir.

Bu nedenle trafik cezası gibi idari para cezaları ile mahkeme tarafından verilen adli para cezalarını birbirine karıştırmamak gerekir.

HAGB Sicilden Sildirilir mi?

HAGB, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması, normal bir mahkûmiyet kararıyla aynı şekilde değerlendirilmez.

HAGB kararları standart adli sicil belgesinde normal bir mahkûmiyet gibi görünmez ve kendine özgü bir sistemde tutulur.

Bu nedenle sicil kaydıyla ilgili işlem yapmadan önce eldeki kararın mahkûmiyet mi, HAGB mi yoksa başka bir karar mı olduğuna bakmak gerekir.

Sabıka Kaydım Hâlâ Görünüyor, Ne Yapmalıyım?

Öncelikle güncel adli sicil kaydınızı kontrol edin.

Ardından hangi mahkeme kararının hâlâ göründüğüne, kararın ne zaman kesinleştiğine ve cezanın ne zaman tamamlandığına bakılmalıdır.

Özellikle eski tarihli mahkûmiyetlerde kayıt aslında silinme şartlarını taşıyor olmasına rağmen işlem yapılmamış olabilir. Böyle bir durumda doğrudan silme veya düzeltme başvurusu yapılması mümkün olabilir.

Kısacası cezanın bitmesi ile sabıka kaydının tamamen silinmesi aynı şey değildir. Kayıt önce adli sicilden çıkarılıp arşive alınabilir, arşivden tamamen silinmesi için ise mahkûmiyetin türüne göre ayrıca belirli şartların gerçekleşmesi gerekebilir.

Elzey Hukuk, adli sicil ve arşiv kayıtlarının incelenmesi, sabıka kaydının silinmesi, memnu hakların iadesi ve ceza mahkûmiyetlerinin hukuki sonuçlarına ilişkin süreçlerde hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Adli sicil veya arşiv kaydının silinip silinemeyeceği, mahkûmiyetin niteliğine ve cezanın infaz durumuna göre değerlendirilmelidir.

Günlük bir tartışmada söylenen sözler, WhatsApp mesajları veya telefonda yaşanan bir konuşma bazen ceza soruşturmasına dönüşebilir. Ancak her ağır söz hakaret, her sert ifade de tehdit suçu değildir.

Hakaret suçu bakımından ayrıca önemli bir değişiklik bulunuyor: belirli hakaret suçlarında önödeme usulü uygulanabiliyor. Bu nedenle güncel durumda hakaret şikâyetlerinde süreç, eski uygulamadan farklı ilerleyebilir.

Hakaret Suçu Nedir?

Bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövülmesi hakaret suçunu oluşturabilir.

Hakaret yüz yüze gerçekleşebileceği gibi WhatsApp, SMS, sosyal medya veya başka bir iletişim aracı üzerinden de işlenebilir.

Ancak kaba, kırıcı veya rahatsız edici olan her söz hakaret suçu değildir. Kullanılan ifadenin gerçekten kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte olup olmadığı olayın tamamına göre değerlendirilir.

Hakaret Suçunun Cezası Nedir?

Hakaret suçunun temel halinde üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmektedir.

Hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle gerçekleştirilmesi halinde de aynı ceza gündeme gelir.

Suçun kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi veya alenen gerçekleştirilmesi gibi durumlarda ise farklı hükümler uygulanabilir ve cezada artırım söz konusu olabilir.

Hakaret Suçunda Önödeme Nedir?

Hakaret suçları bakımından son yıllarda önemli bir değişiklik yapıldı.

Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle işlenen hakaret suçu önödeme kapsamına alındı.

Örneğin WhatsApp mesajı, SMS veya benzeri bir ileti yoluyla gerçekleştirildiği iddia edilen hakaretlerde, şartları bulunuyorsa şüpheliye önödeme teklifi gönderilebilir.

Önödeme, kişinin kendisine bildirilen miktarı kanunda belirtilen süre ve şekilde ödemesi halinde hakkında kamu davası açılmamasını sağlayabilen bir ceza muhakemesi kurumudur.

Bu nedenle hakaret nedeniyle savcılığa şikâyette bulunulması, her durumda mutlaka ceza davası açılacağı anlamına gelmez.

Önödeme Yapılırsa Sabıka Kaydına İşler mi?

Önödeme yapılması bir mahkûmiyet kararı değildir.

Şüpheli önödeme şartlarını yerine getirirse, soruşturma aşamasında şartları varsa kamu davası açılmaz. Dolayısıyla kişinin hakkında bu nedenle verilmiş bir mahkûmiyet hükmü de bulunmaz.

Ancak önödeme ile adli para cezası aynı şey değildir. Önödeme, dava açılmadan önce uygulanabilen ayrı bir kurumdur.

Her Hakaret Suçunda Önödeme Uygulanır mı?

Hayır.

Hakaret suçunun nasıl işlendiği burada önemlidir. Özellikle TCK 125/2 kapsamında, yani sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle mağduru muhatap alan hakaret bakımından önödeme gündeme gelir.

Bu nedenle bir kişinin yüzüne karşı doğrudan söylenen hakaret ile WhatsApp üzerinden gönderilen hakaret mesajının ceza muhakemesi açısından izleyeceği süreç her durumda aynı olmayabilir.

Ayrıca suçun nitelikli hali, mağdurun sıfatı ve olayın diğer özellikleri de değerlendirilmelidir.

Hakaret Suçu Şikâyete Bağlı mı?

Hakaret suçu kural olarak şikâyete bağlıdır.

Mağdur, hakareti ve hakareti gerçekleştiren kişiyi öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde şikâyette bulunmalıdır.

Ancak kamu görevlisine görevinden dolayı işlenen hakaret bakımından farklı bir düzenleme vardır ve bu suç şikâyete bağlı değildir.

Bu nedenle hakaret nedeniyle başvuru yapılacaksa şikâyet süresinin geçirilmemesi önemlidir.

Tehdit Suçu Nedir?

Tehdit, bir kişinin kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinin bildirilmesi şeklinde ortaya çıkabilir.

Örneğin “Seni öldüreceğim” veya “Sana zarar vereceğim” gibi ifadeler olayın şartlarına göre tehdit suçu oluşturabilir.

Ancak burada da kullanılan söz tek başına değerlendirilmez. Tarafların ilişkisi, tartışmanın nasıl geliştiği ve sözün ciddi bir korku yaratmaya elverişli olup olmadığı önemlidir.

Tehdit Suçunun Cezası Nedir?

Bir kişinin kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle tehdit edilmesi halinde altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

Tehdidin silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte veya kanunda belirtilen diğer nitelikli şekillerde gerçekleştirilmesi halinde daha ağır cezalar gündeme gelebilir.

Tehdit Suçu Şikâyete Bağlı mı?

Her tehdit suçu şikâyete bağlı değildir.

Hayata, vücut veya cinsel dokunulmazlığa yönelik tehditler kural olarak resen soruşturulur.

Buna karşılık malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratma veya başka bir kötülük yapılacağından bahisle tehdit bakımından mağdurun şikâyeti gerekir.

Bu nedenle tehdidin tam olarak neye yönelik olduğuna bakılmadan şikâyet şartı konusunda kesin bir cevap vermek doğru olmaz.

WhatsApp'tan Hakaret veya Tehdit Edilirse Ne Yapılmalı?

WhatsApp, SMS ve sosyal medya üzerinden gönderilen mesajlar hakaret ve tehdit soruşturmalarında önemli deliller arasında yer alabilir.

Mesajların yalnızca ilgili kısmının değil, mümkünse konuşmanın tamamının korunması faydalıdır. Çünkü kullanılan sözün anlamı bazen önceki ve sonraki mesajlarla birlikte ortaya çıkar.

Özellikle WhatsApp üzerinden hakaret iddiasında, suçun TCK 125/2 kapsamında değerlendirilmesi halinde önödeme hükümlerinin uygulanması da gündeme gelebilir.

Telefonda Hakaret veya Tehdit Nasıl İspatlanır?

Telefon görüşmesi sırasında hakaret veya tehdit edildiğini söyleyen kişinin elinde her zaman yazılı bir mesaj bulunmayabilir.

Görüşmeyi doğrudan duyan kişiler varsa tanık beyanları, arama kayıtları ve olayın hemen ardından yapılan yazışmalar somut olayın durumuna göre delil olarak değerlendirilebilir.

Gizli ses kaydı konusunda ise dikkatli olunmalıdır. Kaydın hukuka uygun olup olmadığı olayın şartlarına göre ayrıca değerlendirilir.

Hakaret veya Tehdide Uğradığınızda Ne Yapmalısınız?

Öncelikle mevcut delilleri silmemek önemlidir. WhatsApp mesajları, SMS'ler, sosyal medya yazışmaları ve diğer kayıtlar korunmalıdır.

Şikâyete tabi bir suç varsa 6 aylık şikâyet süresi de gözden kaçırılmamalıdır.

Hakkında hakaret veya tehdit şikâyeti bulunan kişi açısından ise yalnızca “Bu sözü söyledim mi?” sorusuna değil, sözün gerçekten suç oluşturup oluşturmadığına ve hangi usulün uygulanacağına bakılması gerekir.

Özellikle hakaret suçlarında güncel düzenlemeler nedeniyle uzlaştırma, önödeme ve doğrudan ceza davası süreçlerinin birbirinden ayrılması önemlidir.

Kısacası hakaret ve tehdit suçlarında ceza ve izlenecek süreç, kullanılan söz kadar sözün nasıl söylendiğine, kime yöneltildiğine ve hangi iletişim yolunun kullanıldığına göre de değişebilir.

Elzey Hukuk, hakaret ve tehdit suçları, önödeme süreçleri ve ceza soruşturmalarında müşteki vekilliği ile şüpheli veya sanık müdafiliği kapsamında hukuki hizmet sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Hakaret veya tehdit suçunun oluşup oluşmadığı, şikâyet şartı ve önödeme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Evinize bir ödeme emri geldiğinde ilk yapılması gereken, gerçekten böyle bir borcunuz olup olmadığını kontrol etmektir. Çünkü borcun size ait olmadığını, daha önce ödendiğini veya istenen miktarın yanlış olduğunu düşünüyorsanız icra takibine itiraz etme hakkınız olabilir.

Ancak icra dosyalarında süreler oldukça kısadır. “Daha sonra ilgilenirim” diye beklemek, borca itiraz etme imkânının kaybedilmesine neden olabilir.

İcra Takibine İtiraz Süresi Kaç Gündür?

En sık karşılaşılan ilamsız icra takiplerinde itiraz süresi, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gündür.

Örneğin size bir borç nedeniyle ilamsız ödeme emri tebliğ edilmişse ve borcun bulunmadığını düşünüyorsanız, kural olarak 7 günlük süre içerisinde itiraz etmeniz gerekir.

Ancak her icra takibinde süre 7 gün değildir. Kambiyo senetlerine özgü takiplerde veya farklı takip türlerinde başka süreler ve başvuru yolları uygulanabilir.

Bu nedenle ödeme emri geldiğinde ilk olarak hangi tür icra takibi başlatıldığına bakılmalıdır.

İcra Takibine Nasıl İtiraz Edilir?

Genel haciz yoluyla ilamsız takipte borçlu, ödeme emrine karşı icra dairesine itiraz edebilir.

İtirazda borcun tamamına karşı çıkılabileceği gibi yalnızca belirli bir kısmına, faize veya yetkiye de itiraz edilebilir.

Örneğin borcu daha önce ödediyseniz, böyle bir borç hiç doğmadıysa veya takipte talep edilen miktarın bir kısmını kabul etmiyorsanız buna göre itirazda bulunabilirsiniz.

Önemli olan, itirazın süresi içerisinde ve dosyanın niteliğine uygun şekilde yapılmasıdır.

İtiraz Edince İcra Takibi Durur mu?

Genel haciz yoluyla ilamsız takipte süresinde yapılan itiraz, kural olarak icra takibini durdurur.

Bu durumda alacaklı doğrudan haciz işlemlerine devam edemez. Takibin devam edebilmesi için alacaklının durumuna göre itirazın kaldırılması veya itirazın iptali gibi hukuki yollara başvurması gerekebilir.

Ancak her icra takibinde itirazın sonucu aynı değildir. Özellikle kambiyo senetlerine dayanan takiplerde farklı kurallar uygulanır.

Borcun Bir Kısmına İtiraz Edilebilir mi?

Evet.

Örneğin icra takibinde sizden 100.000 TL isteniyor ancak borcunuzun yalnızca 60.000 TL olduğunu düşünüyorsanız borcun tamamına değil, itiraz ettiğiniz kısma yönelik başvuru yapabilirsiniz.

Ancak kısmi itirazın açık şekilde belirtilmesi önemlidir. Hangi miktara veya hangi kaleme itiraz edildiğinin belirsiz bırakılması daha sonra sorun yaratabilir.

Faize de İtiraz Edilebilir mi?

Evet. Ana borcun yanında talep edilen faize veya faiz oranına da itiraz edilebilir.

Bazen borcun kendisi doğru olmasına rağmen takipte yanlış tarihten itibaren faiz işletilmiş veya uygulanması gerekenden daha yüksek faiz talep edilmiş olabilir.

Bu nedenle ödeme emri geldiğinde yalnızca ana paraya değil, faiz başlangıç tarihine, faiz oranına ve diğer masraflara da bakmak gerekir.

İcra Dairesinin Yetkisine İtiraz Edilebilir mi?

Şartları varsa evet.

Takibin yetkisiz bir icra dairesinde başlatıldığını düşünüyorsanız yetkiye itiraz gündeme gelebilir.

Ancak yalnızca “yetkiye itiraz ediyorum” demek her durumda yeterli olmayabilir. Yetki itirazının usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi gerekir.

7 Günlük İtiraz Süresi Kaçırılırsa Ne Olur?

Genel haciz yoluyla ilamsız takipte 7 günlük itiraz süresi geçirilirse takip kesinleşebilir ve alacaklı haciz işlemlerine devam edebilir.

Bu, borçlunun hiçbir hukuki imkânının kalmadığı anlamına gelmez. Örneğin borçlunun kendi kusuru olmaksızın itiraz edemediği bazı durumlarda gecikmiş itiraz, borçlu olmadığı bir parayı ödemesi halinde ise şartları varsa istirdat davası gibi farklı hukuki yollar gündeme gelebilir.

Ancak bunların şartları normal itirazdan farklıdır. Bu nedenle ödeme emri tebliğ edildiğinde sürenin geçirilmemesi en sağlıklı yoldur.

Borcu Ödedim Ama Yine de İcra Takibi Geldi, Ne Yapmalıyım?

Bu durum uygulamada sıkça yaşanır.

Borç daha önce banka aracılığıyla veya başka şekilde ödenmiş olmasına rağmen alacaklı icra takibi başlatmış olabilir.

Böyle bir durumda ödeme dekontlarının ve diğer belgelerin korunması önemlidir. Takip türüne göre süresi içerisinde borca itiraz edilebilir.

“Nasıl olsa dekontum var” düşüncesiyle ödeme emrini cevapsız bırakmak doğru değildir. Çünkü icra takibindeki süreler kendiliğinden durmaz.

E-Devlet veya UYAP'ta İcra Dosyası Görmek Süreyi Başlatır mı?

İtiraz süresinin hesabında esas olan kural olarak ödeme emrinin usulüne uygun şekilde tebliğidir.

Bu nedenle UYAP veya e-Devlet'te bir icra dosyasının açıldığını görmek ile ödeme emrinin hukuken tebliğ edilmiş olması aynı şey değildir.

Bununla birlikte tebligatın geçerli olup olmadığı konusunda uyuşmazlık varsa tebliğ tarihi ve şekli ayrıca incelenmelidir.

Her İcra Takibinde İtiraz Süresi 7 Gün mü?

Hayır. Bu özellikle önemli.

7 günlük süre, yaygın olarak karşılaşılan genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi bakımından geçerlidir.

Örneğin çek, bono veya poliçeye dayanan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takiplerde borca ve imzaya itiraz bakımından 5 günlük süre gündeme gelebilir ve başvuru icra dairesine değil, icra mahkemesine yapılır.

Bu nedenle elinize gelen belgenin başlığını okumadan internette gördüğünüz “7 gün içinde itiraz edin” bilgisine göre hareket etmek hatalı olabilir.

Ödeme Emri Geldiğinde Ne Yapılmalı?

Öncelikle ödeme emrinin tebliğ tarihini kontrol edin. Ardından alacaklının kim olduğuna, ne kadar para talep edildiğine, borcun dayanağına ve faiz hesabına bakın.

Borcu kabul etmiyorsanız takip türüne göre itiraz süresini kaçırmadan hareket etmek gerekir.

Kısacası, genel haciz yoluyla ilamsız takipte ödeme emrine itiraz süresi kural olarak 7 gündür ve süresinde yapılan itiraz takibi durdurur. Ancak takip türüne göre hem süre hem de itiraz edilecek merci değişebileceğinden, öncelikle elinize gelen ödeme emrinin hangi takip yoluna ait olduğu belirlenmelidir.

Elzey Hukuk, icra ve iflas hukuku kapsamında icra takibine itiraz, borca ve imzaya itiraz, itirazın iptali, itirazın kaldırılması, haciz ve alacak tahsiline ilişkin süreçlerde hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İtiraz süresi ve başvuru yolu, icra takibinin türüne ve somut dosyanın özelliklerine göre değişebilir.

Hakkınızda bir icra takibi başlatıldığından veya dava açıldığından şüpheleniyorsanız bunu öğrenmek için adliyeye gitmeniz gerekmez. E-Devlet ve UYAP Vatandaş Portal üzerinden tarafı olduğunuz dava ve icra dosyalarını kontrol edebilirsiniz.

Özellikle eski bir borcunuz varsa, adresinize bir tebligat geldiğini düşünüyorsanız veya banka hesabınızda haciz fark ettiyseniz dosyanın ne olduğunu öncelikle UYAP üzerinden kontrol etmek faydalı olacaktır.

E-Devlet'ten İcra Dosyası Nasıl Sorgulanır?

E-Devlet'e giriş yaptıktan sonra arama bölümüne “İcra Dosyası Sorgulama” yazabilirsiniz.

Adalet Bakanlığı tarafından sunulan bu hizmet üzerinden tarafı olduğunuz icra dosyalarını görüntüleyebilirsiniz. (e-Devlet)

Dosyayı açtığınızda icra dairesi, dosya numarası, dosyanın durumu ve taraf bilgileri gibi bilgilere ulaşabilirsiniz.

Bir icra dosyası görüyorsanız özellikle hangi icra dairesinde açıldığına, dosya numarasına, alacaklının kim olduğuna ve dosyanın açık mı kapalı mı olduğuna bakmak gerekir.

E-Devlet'ten Hakkımda Açılmış Dava Nasıl Öğrenilir?

Bunun için de e-Devlet arama bölümüne “Dava Dosyası Sorgulama” yazabilirsiniz.

Bu hizmet üzerinden tarafı olduğunuz mahkeme dosyalarını kontrol edebilirsiniz. Dosyanın hangi mahkemede olduğu, esas numarası ve dosyanın mevcut durumu gibi bilgilere ulaşılabilir. (e-Devlet)

Daha ayrıntılı inceleme yapmak istiyorsanız UYAP Vatandaş Portal kullanılabilir.

UYAP Vatandaş Portal Nedir?

UYAP Vatandaş Portal, Adalet Bakanlığı tarafından vatandaşların dava ve icra dosyalarını elektronik ortamda takip edebilmesi için sunulan sistemdir.

E-Devlet hesabınızla UYAP Vatandaş Portal üzerinden giriş yaparak tarafı olduğunuz adli ve idari dava dosyaları ile icra takiplerini kontrol edebilirsiniz. UYAP ayrıca açık ve kapalı dosyaların takip edilmesine imkân tanımaktadır. (UYAP Bilişim Sistemi)

İcra Dosyasını E-Devlet'te Görmek Tebligat Yapıldığı Anlamına Gelir mi?

Hayır. Bu ayrım oldukça önemlidir.

Bir icra dosyasının UYAP veya e-Devlet'te görünmesi ile ödeme emrinin size hukuken tebliğ edilmiş olması aynı şey değildir.

Örneğin hakkınızda bugün icra takibi açılmış olabilir ve dosya UYAP'ta görünmeye başlayabilir. Ancak ödeme emri henüz size tebliğ edilmemiş olabilir.

Özellikle icra takibine itiraz süresinin başlayıp başlamadığı değerlendirilirken yalnızca dosyanın UYAP'ta görüldüğü tarihe bakılmamalıdır.

Hakkımda İcra Dosyası Gördüm, Ne Yapmalıyım?

Öncelikle paniğe kapılmadan dosyanın içeriğine bakmak gerekir.

Borcun size ait olup olmadığını, daha önce ödeme yapıp yapmadığınızı, ne kadar para talep edildiğini ve ödeme emrinin size ne zaman tebliğ edildiğini kontrol edin.

Özellikle ilamsız icra takiplerinde itiraz süreleri kısa olabileceğinden, dosyayı gördükten sonra uzun süre beklemek hak kaybına neden olabilir.

Borcu daha önce ödemiş olmanız da icra dosyasını görmezden gelmeniz gerektiği anlamına gelmez. Ödeme dekontlarının saklanması ve dosyanın durumunun kontrol edilmesi önemlidir.

E-Devlet'te Dosya Görünmüyorsa Hakkımda Dava Yok mudur?

E-Devlet ve UYAP, tarafı olduğunuz dava ve icra dosyalarını kontrol etmek için kullanılabilecek temel sistemlerdir. UYAP'ın resmi açıklamasına göre vatandaşlar Türkiye genelinde adli ve idari yargı birimleri ile icra dairelerinde taraf oldukları dosyaları sistem üzerinden takip edebilmektedir. (UYAP Bilişim Sistemi)

Ancak yeni açılmış bir dosyanın sisteme işlenme zamanı veya dosyanın niteliği gibi nedenlerle tereddüt yaşanıyorsa yalnızca ekran görüntüsüne bakarak kesin hukuki sonuç çıkarmamak gerekir.

Telefonda da Kontrol Edilebilir mi?

Evet. Adalet Bakanlığının e-Adalet Vatandaş mobil uygulaması üzerinden de ceza, hukuk, icra ve idari yargı dahil olmak üzere taraf olduğunuz dosyaları ve dosyalardaki gelişmeleri takip edebilirsiniz. (UYAP Bilişim Sistemi)

Kısacası, hakkınızda açılmış bir dava veya icra takibi olup olmadığını e-Devlet üzerinden birkaç dakika içerisinde kontrol edebilirsiniz. Bir dosya görüyorsanız yalnızca dosya numarasına bakmak yerine dosyanın türünü, tebligat durumunu ve varsa itiraz süresini de kontrol etmek önemlidir.

Elzey Hukuk, icra takipleri, icra takibine itiraz, haciz işlemleri, alacak davaları ve diğer hukuki uyuşmazlıklarda danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. UYAP'ta görünen bir dosyada yapılması gereken işlem ve uygulanacak süreler, dosyanın türüne ve tebligat durumuna göre değişebilir.

İnternetten aldığınız bir ürün elinize ulaştı ancak beğenmediniz, fikrinizi değiştirdiniz veya artık ürünü istemiyorsunuz. Böyle bir durumda ürünün mutlaka bozuk ya da ayıplı olması gerekmez.

İnternet üzerinden yapılan alışverişlerde tüketici, kural olarak 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermek zorunda olmadan cayma hakkını kullanabilir.

Yani satıcıya “Ürünü neden iade ediyorsunuz?” sorusuna hukuken geçerli bir sebep sunmak zorunda değilsiniz.

14 Günlük İade Süresi Ne Zaman Başlar?

Ürün satın alınmışsa 14 günlük süre, kural olarak ürünün tüketiciye teslim edildiği gün başlar.

Örneğin siparişi 1 Mayıs'ta verdiniz ancak ürün 5 Mayıs'ta teslim edildi. Cayma hakkındaki 14 günlük süre sipariş verdiğiniz tarihten değil, ürünü teslim aldığınız tarihten itibaren hesaplanır.

Üstelik ürünü henüz teslim almadan önce de cayma hakkınızı kullanabilirsiniz.

Ürünü Beğenmedim, Yine de İade Edebilir miyim?

Kural olarak evet.

Cayma hakkının en önemli özelliği zaten tüketicinin bir gerekçe göstermek zorunda olmamasıdır.

Ürünün bozuk çıkması, yanlış gönderilmesi veya anlatıldığı gibi olmaması şart değildir. “Fikrimi değiştirdim” demeniz dahi cayma hakkının kullanılması açısından yeterlidir.

Ancak bazı ürünler için kanunda cayma hakkının istisnaları bulunduğunu unutmamak gerekir.

Cayma Hakkı Nasıl Kullanılır?

Cayma hakkını kullanmak için satıcıya veya alışverişin yapıldığı platform üzerinden cayma bildiriminin iletilmesi gerekir.

Bunu internet sitesindeki iade sistemi, e-posta veya ispatlanabilir başka bir kalıcı veri saklayıcısı üzerinden yapabilirsiniz.

Burada önemli olan, 14 günlük süre içerisinde cayma iradenizi satıcıya veya ilgili platforma iletmiş olmanızdır.

Bu nedenle ürünü hiçbir açıklama yapmadan doğrudan kargoya vermek yerine, önce sistem üzerinden iade veya cayma talebinin oluşturulması daha sağlıklı olacaktır.

Ürünü Kaç Gün İçinde Geri Göndermek Gerekir?

Cayma hakkınızı kullandığınızı bildirdikten sonra ürünü de 14 gün içerisinde geri göndermeniz gerekir.

Satıcı ürünü kendisinin alacağını belirtmişse durum farklı olabilir.

Özellikle internet alışverişlerinde platformun oluşturduğu iade kodunun veya satıcının belirttiği iade yönteminin kullanılması, sonradan “ürün gönderilmedi” tartışmasının yaşanmaması açısından önemlidir.

İade Kargo Ücretini Kim Öder?

Tüketici, satıcının ön bilgilendirmede belirttiği kargo şirketiyle ürünü geri gönderirse iade kargo masrafından sorumlu tutulamaz.

Satıcı iade için herhangi bir kargo şirketi belirtmemişse de tüketiciden iade kargo ücreti istenemez.

Bu nedenle “İade kabul ederiz ama kargo parasını siz ödeyeceksiniz” şeklindeki uygulamalar her durumda hukuka uygun değildir.

Satıcı Parayı Ne Zaman İade Etmek Zorunda?

Cayma hakkının usulüne uygun kullanılması halinde satıcının aldığı bedeli kanunda belirtilen süre içerisinde tüketiciye geri ödemesi gerekir.

Güncel düzenlemeye göre ürün, satıcının belirlediği iade kargosuna teslim edildiğinde satıcının 14 günlük geri ödeme süresi işlemeye başlar.

Ürün henüz teslim edilmeden cayma hakkı kullanılmışsa süre, cayma bildiriminin satıcıya ulaştığı tarihten itibaren hesaplanır.

İade, tüketicinin ürünü satın alırken kullandığı ödeme aracına uygun şekilde ve tüketiciye ek masraf çıkarılmadan yapılmalıdır.

Taksitle Aldığım Ürünün Parası Nasıl İade Edilir?

Ürünün kredi kartıyla taksitli alınmış olması cayma hakkını ortadan kaldırmaz.

Satıcı, tüketiciye yapacağı geri ödemeyi satın almada kullanılan ödeme aracına uygun şekilde ve tüketiciye herhangi bir masraf yüklemeden yapmak zorundadır.

Bankanın bu tutarı kredi kartı ekstresine nasıl yansıtacağı ise bankacılık işlemleri nedeniyle farklılık gösterebilir.

Kutuyu Açtıysam Ürünü İade Edemez miyim?

“Ambalajı açılan hiçbir ürün iade edilemez” şeklinde genel bir kural yoktur.

Ancak bazı ürünlerde ambalajın veya koruyucu bandın açılması cayma hakkını ortadan kaldırabilir.

Özellikle sağlık ve hijyen açısından iadesi uygun olmayan ürünlerde koruyucu ambalajın açılması halinde cayma hakkı kullanılamayabilir.

Bu nedenle kutunun açılmasının sonucu, satın alınan ürünün türüne göre değerlendirilmelidir.

Hangi Ürünlerde 14 Günlük Cayma Hakkı Yoktur?

Her internet alışverişinde 14 günlük cayma hakkı bulunmaz.

Örneğin kişiye özel hazırlanan ürünler, çabuk bozulabilecek ürünler, belirli hijyen ürünleri, koruyucu ambalajı açılmış bazı dijital içerikli ürünler ve tüketicinin onayıyla anında sunulmaya başlanan bazı dijital hizmetler cayma hakkının istisnaları arasında olabilir.

Otel rezervasyonu, araç kiralama veya belirli bir tarihte sunulacak bazı hizmetler bakımından da farklı kurallar uygulanabilir.

Bu nedenle satıcının “Bu üründe iade yok” demesi tek başına yeterli olmadığı gibi, “İnternetten aldım, her şeyi 14 gün içinde iade edebilirim” düşüncesi de her ürün açısından doğru değildir.

Ürün Ayıplıysa 14 Günlük Süre Geçince Haklar Biter mi?

Hayır. Cayma hakkı ile ayıplı maldan doğan haklar birbirinden farklıdır.

14 günlük cayma süresinin geçmiş olması, bozuk, kusurlu veya vaat edilen özellikleri taşımayan bir ürün karşısında tüketicinin bütün haklarını kaybettiği anlamına gelmez.

Ürün ayıplıysa tüketici, şartlarına göre bedel iadesi, ürünün değiştirilmesi, ücretsiz onarım veya bedelde indirim gibi haklardan yararlanabilir.

Bu nedenle satıcının ayıplı bir ürün için yalnızca “14 günlük iade süresi geçti” diyerek talebi reddetmesi her durumda doğru değildir.

Satıcı İadeyi Kabul Etmezse Ne Yapılabilir?

Cayma hakkınızı süresinde kullanmanıza rağmen satıcı ürünü geri almıyor veya paranızı iade etmiyorsa öncelikle yaptığınız bildirimleri ve belgeleri saklayın.

Sipariş bilgileri, fatura, cayma veya iade talebi, e-postalar, platform yazışmaları ve kargo teslim belgesi daha sonra önem taşıyabilir.

Uyuşmazlık çözülemiyorsa parasal değere göre Tüketici Hakem Heyeti veya tüketici mahkemesi yolu gündeme gelebilir.

Kısacası internetten alışveriş yapan tüketici, istisnalar dışında 14 gün içinde gerekçe göstermeden cayma hakkını kullanabilir. Ancak cayma bildiriminin zamanında yapılması, ürünün süresinde geri gönderilmesi ve iade belgelerinin saklanması önemlidir.

Elzey Hukuk, internet alışverişleri, ayıplı mal ve hizmetler, bedel iadeleri ve diğer tüketici uyuşmazlıklarından kaynaklanan hukuki süreçlerde danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Cayma hakkının bulunup bulunmadığı, satın alınan ürün veya hizmetin niteliğine ve somut olayın koşullarına göre değişebilir.

Ticaret Bakanlığı'nın 17 Ağustos 2026 tarihli güncel bilgilendirmesi de 14 günlük cayma süresini, tüketicinin ürünü cayma bildiriminden sonra 14 gün içinde göndermesini ve belirlenen iade kargosu kullanıldığında tüketicinin kargo masrafından sorumlu tutulamayacağını açıkça belirtiyor. (Tüketici Ticaret Bakanlığı)

Yeni aldığınız telefon birkaç gün sonra bozuldu, internetten sipariş ettiğiniz ürün anlatıldığı gibi çıkmadı veya ücretini ödediğiniz bir hizmet gereği gibi yerine getirilmedi. Satıcıyla görüştünüz ancak “İade alamıyoruz” ya da “Yapabileceğimiz bir şey yok” cevabını aldınız.

Böyle bir durumda uyuşmazlığın miktarına göre Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurabilirsiniz.

Üstelik başvuru için mutlaka adliyeye veya bir kuruma gitmeniz gerekmez. Tüketici Hakem Heyeti başvurusu e-Devlet üzerinden de yapılabilir.

Ayıplı Mal Nedir?

Bir ürünün ayıplı sayılması için mutlaka tamamen kullanılamaz durumda olması gerekmez.

Satın aldığınız ürün vaat edilen özellikleri taşımıyorsa, olması gereken kalitede değilse, kısa sürede arızalanmışsa veya size tanıtılandan farklı çıkmışsa ayıplı mal söz konusu olabilir.

Örneğin sıfır olarak satın aldığınız telefonun sürekli kapanması, mobilyanın sipariş ettiğiniz ölçülerden farklı gelmesi veya su geçirmez olduğu belirtilen bir ürünün bu özelliği taşımaması somut olayın durumuna göre ayıplı mal olarak değerlendirilebilir.

Ayıplı Hizmet Nedir?

Ayıp yalnızca satın alınan ürünlerde ortaya çıkmaz.

Bir hizmetin sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde yerine getirilmemesi de ayıplı hizmet olabilir.

Örneğin ücretini ödediğiniz bir tadilatın eksik yapılması, kararlaştırılan hizmetin hiç sunulmaması veya vaat edilen nitelikleri taşımaması halinde tüketici olarak bazı haklara sahip olabilirsiniz.

Ayıplı Ürün Çıkarsa Tüketicinin Hakları Nelerdir?

Ayıplı bir ürünle karşılaşan tüketicinin her durumda yalnızca “servise gönderme” seçeneği yoktur.

Şartları varsa tüketici;

  • Ürünü geri vererek ödediği bedelin iadesini,
  • Üründe ayıp oranında indirim yapılmasını,
  • Ürünün ücretsiz onarılmasını,
  • Ayıpsız bir ürünle değiştirilmesini

talep edebilir.

Satıcının tüketiciye yalnızca “Tamir ettirebiliriz, başka seçeneğiniz yok” demesi bu nedenle her durumda doğru değildir.

Tüketici Hakem Heyeti'ne Başvuru Nasıl Yapılır?

En kolay yöntemlerden biri e-Devlet üzerinden başvuru yapmaktır.

e-Devlet'e giriş yaptıktan sonra “Tüketici Hakem Heyetlerine Başvuru İşlemi” hizmetini kullanarak başvurunuzu elektronik ortamda oluşturabilirsiniz.

Başvuruda yaşadığınız sorunu açık ve mümkün olduğunca kısa şekilde anlatmanız ve ne istediğinizi net olarak belirtmeniz önemlidir.

Örneğin “Şikâyetçiyim” demek yerine, “Ayıplı ürün için ödediğim 25.000 TL'nin tarafıma iadesini talep ediyorum” şeklinde açık bir talep yazılması daha doğru olacaktır.

Başvuruya Hangi Belgeler Eklenmeli?

Tüketici Hakem Heyeti önüne gelen uyuşmazlığı sunulan bilgi ve belgeler üzerinden değerlendirir. Bu nedenle elinizdeki belgeleri başvuruya eklemek önemlidir.

Fatura veya satış belgesi, sipariş bilgileri, sözleşme, ödeme dekontları, servis kayıtları, ürünün ayıbını gösteren fotoğraflar ve satıcıyla yapılan yazışmalar dosyanın durumuna göre başvuruya eklenebilir.

Özellikle satıcıya daha önce başvurduysanız, aldığınız cevabı veya iade talebinizin reddedildiğini gösteren yazışmaları da saklamanız faydalı olacaktır.

2026'da Tüketici Hakem Heyeti Başvuru Sınırı Ne Kadar?

Tüketici Hakem Heyeti'ne her miktardaki uyuşmazlık için başvurulamaz.

2026 yılında değeri 186.000 TL'nin altında bulunan tüketici uyuşmazlıklarında Tüketici Hakem Heyeti görevlidir.

186.000 TL ve üzerindeki uyuşmazlıklarda ise Hakem Heyeti'ne başvuru yapılamaz. Bu durumda şartları doğrultusunda dava şartı arabuluculuk ve ardından tüketici mahkemesi süreci gündeme gelir.

Bu parasal sınır her yıl değiştiği için başvuru yapılırken güncel tutarın kontrol edilmesi gerekir.

Hangi Tüketici Hakem Heyeti'ne Başvurmalıyım?

Başvuru için mutlaka satıcının bulunduğu şehre gitmeniz gerekmez.

Tüketici, kendi yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurabilir.

E-Devlet üzerinden yapılan başvurularda da sistem üzerinden ilgili heyete başvuru yapılabilir.

Satıcıya Başvurmadan Hakem Heyeti'ne Gidilebilir mi?

Uyuşmazlığın niteliğine göre doğrudan Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurulması mümkündür. Ancak uygulamada öncelikle satıcı veya hizmet sağlayıcıyla iletişime geçmek faydalı olabilir.

Çünkü sorun bazen dava veya hakem heyeti sürecine gerek kalmadan çözülebilir.

Ayrıca satıcıya yaptığınız başvuru ve aldığınız cevap, daha sonra Hakem Heyeti'ne sunabileceğiniz bir belge haline gelebilir.

İnternetten Alınan Ürün İçin de Hakem Heyeti'ne Başvurulabilir mi?

Evet.

Ürünün mağazadan veya internetten satın alınmış olması Tüketici Hakem Heyeti'ne başvuru hakkını tek başına değiştirmez.

Örneğin internetten aldığınız ürün ayıplı çıktı ve satıcı iade veya değişim talebinizi kabul etmiyorsa, uyuşmazlık miktarı da görev sınırları içerisindeyse Hakem Heyeti'ne başvurabilirsiniz.

Burada 14 günlük cayma hakkı ile ayıplı maldan doğan hakları birbirine karıştırmamak gerekir.

Cayma hakkı belirli mesafeli satışlarda gerekçe göstermeden kullanılabilir. Ayıplı malda ise ürünün kusurlu veya vaat edilen özelliklere aykırı olması nedeniyle tüketicinin ayrıca kanundan doğan hakları vardır.

Bu nedenle 14 günlük cayma süresinin geçmiş olması, ayıplı ürün karşısında tüketicinin bütün haklarını kaybettiği anlamına gelmez.

Tüketici Hakem Heyeti Kararı Bağlayıcı mı?

Evet. Hakem Heyeti'nin verdiği karar tarafları bağlar.

Satıcı karar gereği para iadesi yapmak veya başka bir yükümlülüğü yerine getirmek zorunda olduğu halde bunu yapmıyorsa, kararın yerine getirilmesi için icra yoluna başvurulması gündeme gelebilir.

Taraflardan biri kararın yanlış olduğunu düşünüyorsa, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde tüketici mahkemesine itiraz edebilir.

Başvuru Yaptıktan Sonra Süreci Nereden Takip Edebilirim?

Başvurunuzu yaptıktan sonra dosyanızın durumunu yine e-Devlet üzerinden TÜBİS aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Eksik belge istenmesi veya karar verilmesi gibi gelişmeler de sistem üzerinden takip edilebilir.

Kısacası, ayıplı bir ürün veya hizmet karşısında satıcının “İade yok” demesi tüketicinin haklarının bittiği anlamına gelmez. Uyuşmazlığın miktarı Tüketici Hakem Heyeti'nin görev alanındaysa e-Devlet üzerinden başvuru yaparak bedel iadesi, değişim, ücretsiz onarım veya şartlarına göre diğer tüketici haklarınızı talep edebilirsiniz.

Elzey Hukuk, ayıplı mal ve hizmet, bedel iadesi, Tüketici Hakem Heyeti başvuruları ve tüketici davalarından kaynaklanan uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tüketicinin hangi hakkı kullanabileceği ve izlenecek yol, satın alınan mal veya hizmetin niteliğine ve somut olayın koşullarına göre değişebilir.

Sorunuz burada yok mu?

Bize doğrudan ulaşarak somut hukuki durumunuz hakkında bilgi ve randevu alabilirsiniz.

WhatsApp Hızlı İletişim